Kendi Özgücüne Dayanmak

Mehmet Hüseyin Arslan
0

 


Yazı Sistemi  Fikir Günlükleri Yazı Sistematiği
Yazarlık Yöntemi  Muharrik Yazarlık
Felsefi Fonksiyon  Muharrik-i Efkar
Tür  Deneme
Seri  Yaşam Pratikleri
Multimedya 🎧 Podcast:  yok 
▶️ Video:  yok
🧠 Zihin Haritası:  var
📄 PDF:  yok 
Ana Kavramlar
Üretim / Revizyon  02 Ocak 2026 / -
Kısa Özet
Okuma Süresi  4 Dakika
Alıntı
Alıntı: —

kendi öz gücüne dayanmalıdır insan. Beklentilerin hayal kırıklığına dönüştüğü bu acımasız dünyada, kurtarıcı beklemek yerine kurtarıcının kendisi olmalıdır; ama yapayalnız olduğunu da iliklerine kadar hissetmelidir. Varoluşsal mücadelelerden geçerken, toplumsal bir varlık olmasına rağmen toplum içinde yalnız bir özne konumuna düşebilmeyi göze almalıdır. Herkesin bu gerçekliği anlayacağı bir dönüm noktası olacaktır hayatında; işte bu anda kendi öz gücünüze dayanmalısınız artık. Başkasından değil, yalnızca kendinizden beklenti içerisinde olduğunuz bir ruh hâline bürünebilmelisiniz. Beklenti içerisinde yaşamak yıpratır insanı, daha büyük hayal kırıklığına yol açar. Yazıklar; ümitsizlik, çabalamamaktan daha kötü bir şey değildir. Beklemeyin başkasının sizi anlamasını, beklemeyin dostlarınızın sizi yarı yolda bırakmamasını. Toplum size bir alan açmayacak; kader belki çoğu zaman size yardım etmeyecek. Bir çocuk gibi beklenti içerisinde olduğunuz her an umutsuzlukla kırılacaksınız. İşte böylesi anlarda canınız  yandığı için suçlayacak bir başkasını arayacaksınız. Oysa tüm mesele, kendi öz gücünüze dayanmıyor olmanızdan kaynaklanıyordu ta en başından. Beklentilerinizin yerini sorumluluk duygusu aldığında ve kendi öz gücünüze güvenerek çabalayıp emek gösterdiğinizde, uğrayacağınız başarısızlık emin olun ki canınızı daha çok acıtmayacaktır; tam tersine, en azından denemiş olmanın verdiği vicdan rahatlığıyla daha az kırılgan olacaksınız. Bağımsız olmalıdır kişi; başkasından bir borç beklentisi içerisinde olmamalıdır. Neden kimse size gelip yardım etsin ki? Neden başkalarına ısrarla anlam yüklemeye devam ediyorsunuz? Çıkarlarınız söz konusu olduğunda oldukça makyevalist olabiliyorsunuz ama kaderiniz sizlerin ellerinde iken asla makyavelist olamıyorsunuz. İrade ve çabaya karşı yorulan siz olacaksınız; başkalarına karşı kendi kafanızda kurduğunuz senaryoların gerçekleşmediği her defasında ve tekrar tekrar kırılacak, ümitsizlik ve hayal kırıklığı içerisinde yıpranmış bir ruh hâline bürüneceksiniz. Kendi emeğiniz ve çabanızdan başka, gerçekte hiçbir şey size karşı borçlu ya da sorumlu olmayacak. Sizlere “yalnız kalın” demiyorum; toplumdan izole bir şekilde asosyal bir hayat yaşayın da demiyorum. Ancak söz konusu kendi kaderiniz olduğunda sorumluluğu kendinizden başkasına asla ama asla emanet etmeyin diyorum. Beklenti içerisinde olmak, kendi yaşam planınızın senaryosunu yazması için bir başkasına kalem uzatmak gibidir yahut hayat yolunda direksiyonu bir başkasına devretmek gibidir. 


Neden beklenti içerisinde olarak bunları yapıyorsunuz ki? Kendi özgücüğünüze dayanmak varken neden bir başkasının özgücüne yaslanasınız? Söylesene dost, sen değil misin sorumluluklarını başkasıyla bölüşmek ve başarısızlığı sadece onlara mal etmek isteyen? Söylesene, bir kapı yüzüne kapandığında, bir kişi seni yarı yolda bıraktığında her defasında yıkılacak kadar aciz bir konumda olan kim? Kendi öz gücünüzden yola çıkarak her defasında denediğinizde ve bundan korkmadığınızda, sorumluluğu tamamen üstlendiğinizde göreceksiniz ki beklentiler ağı içerisinde elde edeceğiniz başarısızlık kadar asla bu durum canınızı acıtmayacak. Başaramadığınız zaman ise sizi teselli edecek yegâne şey kendi çabanız, azminiz ve iradeniz olacaktır. Bu, sizi olgunlaştıran bir davranış olarak karakter gelişiminize önemli bir fayda ve katkı sağlayacaktır; bundan şüphe etmemelisiniz. Sizlere “asla ama asla bir başkasından yardım istemeyin” gibi bir telkinde bulunmuyorum. Sizlere söylemek istediğim yegâne şey, hayat planınız içerisinde dayanmanız gereken ana eksenin kendi öz gücünüz olduğundan başka bir şey değildir. Bu çıplak bir gerçekliktir. Bunu anlayamadığınız her durumda sizi bekleyen şey; kırılganlık, ümitsizlik, başkalarından beklediğiniz şeylerin bir türlü gerçekleşmemesi sonucu… Sizlere “kurtarıcı beklemeyin” diyorum; kurtarıcı siz olun. Yardım beklemek, istemek yahut hayatın inişli çıkışlı anlarında dostlarından yardım bekliyor olmak kötü bir şey değildir, evet. Ancak bir kurtarıcı beklemek, kendi gerçekliklerinizi ve yaşamınızı bir başkasına emanet ederek kendi hayat planınız içerisinde kendi elinizle oluşturmuş olduğunuz senaryolara kendi kendinizi esir etmek anlamına gelmemektedir diyebilen biri varsa, bunu iyice düşünmesini bekliyorum. Hepimiz düşeriz; düştüğümüzde de bize destek olacak olan bir yardım eli görmek isteriz. Ancak birçoğumuz, asla beklediğimiz şey orada olmadığında ne yapacağını düşünmez ve bu ihtimali hiçbir zaman hesaplamaz. Soruyorum öyleyse, o hâlde böyle bir durumla karşı karşıya geldiğinizde ne yapacaksınız? Kişinin kendi özgücüne dayanması ise her zaman böylesi olası senaryolar içerisinde bir çıkış yolu bulmaya, çabalamaya ve irade göstermeye yol açacağından, kişinin kendisini hem güçlü kılacak hem de belki de bir bakıma daha az yıpratacaktır. 


Kendi özgücüyle başaramadığı şeyler için mi insan daha çok kırılır, yoksa bir başkasından beklerken göremediği o destek yüzünden mi daha çok kırılır? Kendi kendinizi siz mi daha çok incitebilirsiniz, yoksa bir başkası mı? Aslında bu da oldukça ilginç bir soru. Bu sorunun cevabı sizlerin kendi içsel dinamiklerinizle ortaya koyacağınız bir cevap olacaktır. Elbette ki belki kendi kendimizi daha fazla kırabiliriz, evet; ama kendi kendimizi daha fazla kırmak, bir başkasının bizi kırmasıyla aynı şey midir? Diyelim ki kişinin kendisi sadece daha fazla acıtabilir, kendi eliyle yapmış olduğu hâl ve hareketler ile… Peki bir başkasının bizi kırması ne olabilir o hâlde? Canımızın yanması ve acıtılması, var olduğumuzu göstermez mi? Oysa diğerlerinin yaptığı şey tamamen bizi yok saymak, görmezden gelmek ve sanki hiç var olmamış gibi ya da o durumun içerisine hiç düşmemiş gibi bizi görmezden gelmeleri değil midir? O hâlde tekrar düşünmenizi istiyorum: Kişinin kendi elleriyle yapmış olduğu eylemler canını daha çok acıtsa da, bir başkası tarafından yok sayılmak daha kötü bir şey değil midir? O hâlde gelin hep beraber kendi öz gücümüze dayanarak kendi hayatımızı inşa etmeye koyalım. Bizim değil mi bu yaşam planı; direksiyonda olan ve yolda olan biz değil miyiz? Neden bir başkasına emanet edelim bunları? Her ne kadar bu yol bizim canımızı acıtacak olsa da, hiç var olmamış gibi yok sayılmanın yanında bunun değeri nedir? Söyleyin dostlar. 

Yazının Kavram ve Zihin Haritası



Araştırmacı-Yazar

Mehmet Hüseyin Arslan

Yorum Gönder

0 Yorumlar

Yorum Gönder (0)
3/related/default