Bir İnsanlık Trajedisi ve Meşruiyet Savaşları

Mehmet Hüseyin Arslan
0

 

Yazı Sistemi  Ara Metinler Yazı Sistematiği
Yazarlık Yöntemi  Oluş Yazarlığı
Felsefi Fonksiyon Oluş Hali
Tür  Köşe Yazısı
Seri Köşe Yazıları
Multimedya 🎧 Podcast: yok
▶️ Video:  yok 
🧠 Zihin Haritası: yok
📄 PDF: yok
Üretim / Revizyon 18 Şubat 2026 / -
Alıntı
Alıntı: —

 

Yakın bir zamanda gündemde Amerika’daki Epstein davası vardı. Malum, sosyal medyada bu konu hakkında pek çok şey yazılıp çizildi. Kimileri bunu bir dini, siyasi ve kültürel propaganda fırsatı olarak görüp kendi söylemlerini güçlendirmek için bir manipülasyon silahı olarak kullandı. Düşünebiliyor musunuz; başkalarının yaşamış olduğu trajediler ve acılar üzerinden kendi güç savaşlarına meşruiyet devşirmek için akbabalar gibi küçük çocukların, genç kızların yaşamış olduğu insanlık dışı olayları birer fırsat olarak değerlendirdiler. Üstüne üstlük ironi şu ki; tüm bu rezilliklerden ABD’nin “şeffaflık ilkesi” gereği haberimiz oldu. Kim bilir, bir başka yer olsaydı acaba hangi yüksek siyasi ve bürokratik gerekçeler ile böylesi bir durumun üstü örtülecekti. Kendi ülkelerinde Epstein benzeri pek çok olay yaşanmış olmasına rağmen ve zaman zaman bunların üstü siyasi gerekçelerle örtülen ve konuşulamayan toplumlar, başka bir ülkedeki küresel ölçekli bir taciz, tecavüz ve şiddet şebekesi hakkında rahatlıkla ahkam kesebiliyorlar. Bu iki yüzlülüğü anlamak gerçekten zor. Kendi ülkelerinde aynı şeyler olurken bunu siyasi bir mesele haline getiren ve ülkelerinde kamplaşma ve kutuplaşma yaratarak toplumlarını “biz ve onlar” diyerek ayıran ve her türlü rezilliğin üstünü örtmeye çalışan onlarca toplum, bu insanlık suçu ve trajedisini bir meşruiyet yarışına çevirdi. Üstelik bu toplumlar, kendi destekledikleri siyasi taraftaki insanların her gün yeni bir pisliği ortaya çıkarken bunları yüksek siyasi gerekçelerle konuşmadılar. Ülkelerindeki hırsızlıkları, yolsuzlukları; “kardeşim uzun süre iktidarda kalanlar elbette bir parça da olsa yoldan sapar” diyerek meşrulaştıran onlarca insan, kendi hükümetlerinin pisliklerini meşrulaştırıp normalleştiriyor ve kabul edilebilir hale getirmeye çalışıyor. Ancak aynı şeyler küresel ölçekte karşımıza çıktığında, burada Batı’nın medeniyetini, bilimini ve geriye kalan her şeyini toptan reddeden, hepsine yalan ve şeytan işi ilan eden saçma bir bakış açısı ile karşı karşıya kalıyoruz. 


Nasıl bir kafa yapısı bu insanları böyle düşünmeye sevk ediyor, anlamak zor mu yoksa açıklaması basit bir indirgemecilik mi olur, bilemiyorum. Gerçekten çok yazık ki, bilim gibi evrensel bir olgu için bile “Batı’nın bilimi” gibi sığ ve cahilane bir bakış açısı ile insanları “biz ve öteki” arasında taraf tutmaya zorluyorlar. Madem Bilim Batı’nın, o halde şunu sormak gerekir: Bugüne kadar Batı’nın Bilimi’ne karşı söz söyleyebilmek için bilimsel ve teknik yollardan cevap verebilmek yerine bir skandalın patlayarak “ahlaki üstünlük” üzerinden Batı’nın sözde bilimini eleştirmek için fırsat kollamak, acizliğin ve aşağılık kompleksinin göstergesi değil de nedir? Ortada bir insanlık suçu ve trajedisi var iken, kız çocuklarının fuhuşa zorlanması, tecavüz edilmesi ve kurbanların yüksek ihtimalle öldürülmüş olabileceği gerçeği göz önünde bulundurulması gerekiyorken, böylesi bir cehennemin içerisinde dahi insanlıktan nasibini almamış ve üstelik mağdurlar ile aynı cinsiyete sahip olan bir yaratık, mail yazışmalarındaki noktalama işaretlerinin yazışanlar tarafından düzgün kullanılmamış olmasını dert edinebiliyor. Sosyal medya cehennemi içerisinde sağ duyusunu henüz yitirmemiş olan insanlar ise doğal olarak bu duruma tepkilerini gösteriyorlar. Yine mağdurlar ile aynı cinsiyete sahip olan bir başkası ise böylesi bir trajedi içerisinden kendi ulusundan olan kimselerin söz konusu olduğu yazışmalardan ulusal gurur kırıntısı çıkaracak şeyler arayışına giriyor ve espirili bir dille bunu paylaşabiliyor. Dünyanın dört bir yanından çocukların kaçırılarak zengin erkeklere pazarlandığı, kim bilir belki zevk için birer hayvan gibi avlanarak öldürüldüğü, işkenceye ve tecavüze maruz kaldığı bir olay içerisinden espri malzemesi yapılacak şeyler çıkarıp bunlara gülebilmek için kişilerin insanlığını, merhametini ve aklını yitirmiş olması gerekiyor.


Bu olay vesilesi ile komplo sanılan her şeyi “gerçek” ilan eden bir diğer kesimin ortaya çıkışı ise etkileşim manyaklarına ayrı bir avantaj sağlamış gibi görünüyor. Rasyonel düşünebilme ve muhakeme yeteneklerinin yanı sıra vicdanları körelmiş insanların şeytani kimseler ve kötü niyetliler tarafından aldatılması esas “komplo”nun kendisidir. Aklını ve vicdanını kullanamayan kimseleri manipüle edebilmek için komplo teorilerine gerek olduğunu düşünmüyorum. Kendi ulusunun emperyal amaçları için bir başka ülkedeki çocukları acımasızca bombalayabilen bir devletin liderinin “çocuklara tecavüz etmiyor”, “kanlarını içmiyor” diye övüldüğü bir akıl tutulmasını başka neyle izah edebiliriz ki? Böylesi bir meselede bile buradan güçsöylem ve iktidar kazanmaya çalışan haysiyetsizler olduğu sürece toplumlar daha çok “komplo teorileri” ile kandırılacaktır. Şayet birtakım yanlışlıkların ve suistimallerin tartışmasını yapacak isek bu sistematik bir şekilde yapılmalı ve söylemlerimiz en azından daha insani bir düzeyde ve rasyonel bir zeminde gerçekleşmelidir.  Eleştirmek istiyor isek bunun gerekçelerini dürtüsel olarak vermek yerine nedenlerisonuçları ve bunların ortaya çıkış sebepleri üzerinden gerekçelerimizi vermeli ve ondan sonra eleştirmeliyiz. Analitik bir eleştiri yerine dürtüsel olarak yapılan eleştiriler, bizleri başkalarının meşruiyet savaşları üzerinden kullanabilmesinden başka bir şeye yaramayacaktır. Son olarak sorulması gereken şey ise; gerçekten böylesi bir durumda bile konumuz bunlar mı olmalıydı? Yazık, gerçekten çok yazık.


Araştırmacı-Yazar 

Mehmet Hüseyin Arslan



Yorum Gönder

0 Yorumlar

Yorum Gönder (0)
3/related/default