O kadar çok "belirsizlik" içerisinde geçen dönemler yaşadım ki, artık çoğu şeyi "umursamak" ve "düşünmek" istemiyorum. Evet, işte bir yerden sonra insanın kendisi ne kadar "şevkli", "azimli" ve "çalışkan" olursa olsun, bir an geliyor ki bu sözleri söylemek zorunda kalıyor. Eminim ki hayatın içerisinde yaşamış olduğumuz durumlara bakarak zaman zaman hepimiz kendimize şunu soruyoruzdur: "daha fazla başıma ne gelebilir ki?" Şu "fani dünya"da yaşayacağımız ortalama hayat süresi hepi topu "70 ila 80 yıllık" ortalama bir zaman dilimi iken, bu kadar kısa bir hayat içerisinde sürekli olarak "kariyer planlamaları", "proje planlamaları" gibi şeyler ile uğraşmak ve tüm bunların hesaplamaları yüzünden "strese girmek" bir yana, neyi ne zaman ve nasıl yapacağımızı ve başaramadığımız takdirde sürekli olarak tekrar denemeye çalışacağımız şeyler için "takvimler" ve "planlar" oluşturmak, bir yerden sonra gerçekten insanı çok fazla "bunaltıyor" ve "sıkıyor". Lütfen "mücadele etmekten sıkılmak" olarak algılamayın bunu. Burada anlatmak istediğim dert daha başka bir şey: "belirsizlik içerisinde yaşamaktan sıkılmak" ve şunun farkına varmak; dış dünyadaki çoğu şeye karşı ne kadar iyi "strateji" ve "plan" yaparsak yapalım, "belirsizlikler" mutlaka olacaktır. İnsan, bu belirsizliklere karşı sürekli olarak bir şeyleri "kontrol etmeye çalışmaktan" ve uğraşmaktan gerçekten çok fazla "yoruluyor" ve "yaşam enerjisini tüketiyor".
Bu durumun "idrak edilmesi" ve "farkına varılması" gerektiğini düşünüyorum. Belki de "hayat kalitemizi" ve "standartlarımızı" daha da yükseltmek işe yarayabilir. Ancak bu kalite ve standartları "zihin yapısı" ve "bakış açısı" olarak ele alırsak, daha faydalı olabileceğini düşünüyorum. Çünkü şu bir gerçek ki çoğumuz istediğimiz standartları yakalamak için yeterli "ekonomik güce" belki de hiçbir zaman ulaşamayacağız. Ancak "zihinsel yapımızı" ve hayata dair "bakış açımızı değiştirmek", yapabileceğimizin en iyisi olarak karşımızda durmaktadır. "Daha fazla ne olabilir ki?", "Neyin belirsizliğini yaşayabiliriz ki?" diye düşünüyor insan. Hayatın böyle anlarında "en fazla ölüp gideriz" demek, bir yerden sonra insana gerçekten bir "teselli kaynağı"ymış gibi görünüyor. Çünkü tüm bu "karmaşanın" içerisinde aşırı derecede yorulmuş olan ve sürekli olarak birçok "risk faktörü" ile "belirsizlikler" içerisinde mücadele eden insanlar için bu durum bir "çıkış kapısı" olarak görülüyor.
Tüm bunların üzerine bir de hayatın içerisinde "ekonomik problemler", "sosyal problemler", "çevresel koşullar", "teknik donanım" ve "altyapı imkanları" ile birlikte daha pek çok şey ile ayrı ayrı mücadele etmeye çalışmak ve bu kadar şey ile uğraşırken hayatın içerisinde "kalitesiz insanlarla muhattap olmak", sözde eğitmen olan "kalitesiz insanlarla" bir şeyler yapmaya çalışmak, insanı "düçar hale getiren zorluklardır". Şunu unutmamak gerekir ki "belirsizlikleri hesaplayıp" ve bu belirsizliklere karşı sürekli olarak "planlar yaparak", "stres" içerisinde bir hayatı uzun bir süre boyunca sürdüremeyiz. Yapmış olduğumuz ve yapacağımız çoğu şeyi daha önce yapamadığımız için "üzülmek" yerine, fırsatını bulduğumuz ilk anda bunları tekrar deneme imkanımızın olduğunu "fark etmeliyiz". Bugün herhangi bir konuda, projede, "akademik kariyer planlamalarında" yahut hayatın başka alanındaki herhangi bir şeye karşı "başarısız" olduğumuzda, bunu problem etmenin bize getireceği tek şey "üzüntü", "stres" ve "geçip giden zaman" olacaktır. "Olasılıklar" ve "fırsatlar dünyasını" herhalde sonsuza kadar kimse bizim üzerimize kapatamayacağına göre, "belirsizlikleri" çok fazla düşünüp "strese girmeyelim" derim.
Araştırmacı-Yazar
Mehmet Hüseyin Arslan