| Yazı Sistemi | Ara Metinler Yazı Sistematiği |
|---|---|
| Yazarlık Yöntemi | Oluş Yazarlığı |
| Felsefi Fonksiyon | Oluş Hali |
| Tür | Köşe Yazısı |
| Seri | Köşe Yazıları |
| Multimedya |
🎧 Podcast: yok ▶️ Video: yok 🧠 Zihin Haritası: var 📄 PDF: yok |
| Üretim / Revizyon | 13 Ocak 2026 / - |
| Alıntı |
Alıntı: — |
Bir hüzün var içimde; açıklayamadığım, anlamlandıramadığım ve nereye koyacağımı bilemediğim. Tüm düşüncelerini ontolojik tasnife tutmaya çalışan bir düşünür, şu yazı alanını açabilmek için bile yazı sistematiği ve yöntemi oluşturabiliyor ama kendi üzüntüsünü koyacak bir yer bulamıyor. İlginç doğrusu. Göremediğimiz, duyamadığımız ve sadece hissedebildiğimiz şeylere karşı ne yapabiliriz ki?Sanki çok uzaktayım ama nereden uzakta olduğumu bilmiyorum. Sanki kaybolmuşum ama nerede kaybolduğumu göremiyorum. Sanki bir şey beni çağırıyor ama duyamıyorum. Zamanın hüznü var içimde sanki. Başka şekilde tanımlayamıyorum bu şeyi. Durmasını istiyorum ve bir fotoğrafın yakaladığı kare gibi yakalamak istiyorum o güzel anıları, yitip gidenleri, unutulanları ve kaybettiklerimi. Özlüyorum ama tam olarak neyi özlediğimi anımsayamıyorum.
Yorgunum, zamanın yorgunluğu var üzerimde. Belki de sanıldığı kadar kötü değildir hiçlik ve ölüm. Belki de zor olan sonsuzluktur. Belki de cezadır sonsuzluk, sonlu varlıklara. Termodinamiğe karşı koymanın bedeli belki de bu hisler. Ama her şeye rağmen yine de var olmak güzeldi. Ama sadece bir an içinde. Sonsuzluk denilen şey bir işkence gibi geliyor bu haliyle bana. Belki de idrak edemediğimiz bir bilinç hali olduğu içindir. Mümkün mü idrak edebilmek sonsuzluğu, varlığının temelinde termodinamik olan bir varlık için? Biliyorum, sonsuzdur ruh diyeceksin. Ama bazı anlarda onu hissedebilsem de bazı anlarda hissedemiyorum. İllüzyon mu acaba hissettiğim şey, bir yanılsamanın tezahürü mü, yoksa çölde serap gören susuz kalmış bir yolcu gibi miyim? Belki de yorulduğum şey serap görmektir; belki de gördüğüm serapları sonsuzluk zannederek dedim, sonsuzluk denilen şey bir işkence gibi geliyor bana diye. Bilmiyorum, bilmiyorum. Kaçmak istiyorum ama sanki üzerimde bir yön bulmak sorumluluğu var. Sanki bu yönü bulamazsam ardımda birilerini bırakacağım; hiç sevmem sevdiklerimi yüzüstü bırakmayı ama tanımıyorum ki buradaki o gizli olan ardımdaki birilerini. Sadece hisler var. Göremiyorum, duyamıyorum, dokunamıyorum ama hissediyorum onları. Zor olurdu doğrusu bir rasyonalist için sadece hislerine ve sezgilerine dayanarak gerekçelendirmek ve eyleme geçmek. Anlatıyorum işte ama belki de zaten bastırıyorumdur bu duyguları eylemlerim ve gerekçelendirmelerimde. Acaba gizli bir muharrik mi bu şeyler aklı faal için?
Sadece tek bir varlık olsaydı bunları mı hissederdi acaba? Ne yapardı o halde yalnız kalmamak için? Yaratım faaliyetlerine mi girişirdi? Peki zamana karşı cevabı ne olacaktı? Termodinamiğe karşı yarattıklarını koruyabilecek miydi? Ya kendisi nereye kaçacaktı zamanın döngüsünden? Tezahürler, yanılsamalar ve illüzyonlar. Öyle olsun o halde. Bir yere varmak zorunda değil belki de bu düşünceler.
Araştırmacı-Yazar
Mehmet Hüseyin Arslan

