Zamana Mahkum Olan Varlık

Mehmet Hüseyin Arslan
0
Yazı Sistemi  Ara Metinler Yazı Sistematiği
Yazarlık Yöntemi  Oluş Yazarlığı
Felsefi Fonksiyon Oluş Hali
Tür  Köşe Yazısı
Seri Köşe Yazıları
Multimedya 🎧 Podcast: yok
▶️ Video:  yok 
🧠 Zihin Haritası: var
📄 PDF: yok
Üretim / Revizyon 13 Ocak 2026 / -
Alıntı
Alıntı: —


Benimle konuşacaklar hiç görmediğim öğrencilerim. Hiç görmediğim sevdiklerim ve sevenlerim. Görmediğiniz sevdikleriniz olabilir mi? Neden olmasın ki, eğer sevdiğiniz şeyler onlarda tezahur edecekse, takip ettiğiniz ilkeler onlarda anlam ve eylem bulacaksa neden hiç görmediğiniz sevdikleriniz olmasın ki? Hiç karşılaşmayacağız belki ama birbirimizi hissedeceğiz. Ben hissediyorum işte şimdiden onları, belki gelecekte de onlar hissedecek beni. Garip değil mi? Sanki ilkel ve antik bir dürtünün hâlâ içimizde kaybolmadığının bir göstergesi olabilir bu sözler. "Ben buradaydım" demek için değil miydi aşı boyası ile mağaralara çizilen o eller. Acaba ne düşünmüştü ilkel insan bunu yaparken. Basit bir "ben buradayım" mıydı tüm demek istediği. Belki öyleydi, belki de biz çok fazla anlam yükleyen ve zaman karşısında her zaman duygusallaşan varlıklarız. Çözebilir mi zamanın döngüsü en katı kalpleri ve kötülükleri? Bu yüzden midir insanın hayatının son deminde yaşamış olduğu pişmanlıklar. Geçip gidiyor işte hayat. Bir sona doğru gidiyoruz her an. Asilce bir son mu peki bu, yoksa artık sadece bitmesini isteyen yorgun bir zihnin kurtuluş bileti mi. Hiç var olmamaktan iyi midir var olmak. Canlılığa can veren ilk ilksel ilke hissetmek mi istedi? İlginç değil mi, sırf hissedebilmek gibi irrasyonel duygular için bu kadar rasyonelliğin olması. Bir hayali görebilmek için, sadece görebilmek için devasa mekanizmalar kurmak. Canlılığa can veren o ilk ilkesel ilke soğuk, katı ve tamamen materyalist gerçeklerden de hareket etmiş olabilirdi. Ama anlam arayanın arayışı karşısında hangi hakikat durabilir ki. Onu materyalist gerçeklerden hareket ettiren ilkenin de üzerinde olan bir bilinç arardı hakikat yolcusu.


Belki de her şey sandığımızın tam tersidir. Belki de bulamayacağız o aradığımız şeyi. Belki de şunu fark edeceğiz: aradığımız şey, aradığımız o bilinç, bizleriz. Belki de materyalist gerçeklerin ardında görünmeyen bir şey yoktur. Belki de her şey bilinç kazanmış ve kendi kendisinin farkına varmış olan maddedir. Korkunç bir şey bu doğrusu. Yapayalnızsın, koca kâinatta yapayalnız. Bu yüzden yoruluyoruzdur belki de. Kaosun içerisinden doğan bilinç, kaosa karşı ayakta durmak zorundadır her zaman. Yorgunluğumuz budur belki. Kaosa teslim mi olacağız yoksa kaçacak başka bir yer mi bulacağız. Ya kaçılacak bir yer yoksa o halde ne yapacağız. Kaosu fethedebilir miyiz; köşeye sıkışan varlık tüm varoluşsal gücü ile karanlığı aydınlığa çevirebilir mi, yoksa sadece bir an için mi bunu başarabiliriz? Böylesi bir şeyi bir an için bile durdurabilmek, var olabilmek belki de yapabileceğimiz tek şey budur.


Ne kıymetlidir o halde varoluş denilen şu şey. Kaosu fethedemeyecek olsak bile zamanın bir kesitinde, işte bu anda hayatta olarak onu bir düzlemde yenmiş oluyoruz. Sonsuzluk sonlu varlıklar karşısında yeniliyor. Çok büyütülecek bir şey değilmiş belki de bu sonsuzluk ve kaos denilen şey. Zamana mahkum olan varlığımız onu anın içerisinde bir kesitte durdurmayı başarabilmişken, acaba zamana mahkum olmasaydık o halde ne yapabilirdik, kim bilir.


Araştırmacı-Yazar

Mehmet Hüseyin Arslan



Yorum Gönder

0 Yorumlar

Yorum Gönder (0)
3/related/default