| Yazı Sistemi | Ara Metinler Yazı Sistematiği |
|---|---|
| Yazarlık Yöntemi | Oluş Yazarlığı |
| Felsefi Fonksiyon | Oluş Hali |
| Tür | Köşe Yazısı |
| Seri | Köşe Yazıları |
| Multimedya |
🎧 Podcast: yok ▶️ Video: yok 🧠 Zihin Haritası: var 📄 PDF: yok |
| Üretim / Revizyon | 13 Ocak 2026 / - |
| Alıntı |
Alıntı: — |
Platon’un ideaları gibiydi aşk benim için. İroniktir; hep de platonik aşklara yelken açtım hayatım boyunca. Ama artık hissetmiyorum bu duyguyu. Aslında hissedebilme yetimi kaybettim. Aşkın metafiziği kaldı ve fiziği yok oldu artık benim için. Platon’un ideaları gibiydi aşk benim için; ancak Makyavel’in dünyasıydı gerçekliğimiz. İşte böylece öğrendim. Öğrendim artık acıyla, ihanetle, sadakatsizlikle ve gözyaşıyla bu metafiziğin fizik bir karşılığı olmadığını. Öğrendim artık metafizik şeylerin fizikteki karşılığının sanıldığı gibi olmadığını. Acı dolu bir süreçti benim için. Kaybettim artık bu yetiyi. Çünkü metafizik gerçekliğin fizik gerçekliğe tesir edemediğini biliyorum artık. Fakat yine de duruyor işte orada bir köşede, uzaklarda bir diyarda; Platon’un ideaları gibi, çöldeki vaha gibi, geceleri gökyüzünde hayal kurarak izlediğimiz yıldızlar gibi. Ama bilirsiniz; gökyüzüne binlerce yıldır bakarak hayal kuran varlıklar olsak da henüz kendi yıldız sistemimizde dahi tam olarak dolaşamıyoruz. Böyle işte aşk denilen heyula. Orada bir yerlerde duruyor ama artık gerçekliğime temas etmiyor. Bir heyula olarak tezahür etti her zaman için gerçekliğime.
Ama artık çocuk masallarından korkmamayı öğrendim. Biri masal anlatsın, hikâye uydursun istiyor insan henüz olgunlaşmamışken. Olgunlaştıktan sonra ise masalların ve hikâyelerin uydurulmuş metafizik heyulalar olduğunu idrak ediyor. Ama sonsuz anlamlandırma ufku orada duruyor. İşte tam burada aklı ve kalbi arasında gidip geliyor insan. Artık metafizik heyulaları kendisinin uydurması gerektiğinin farkına varıyor. Rasyonelliği ile hisleri arasında sıkışmışlığın pençesinde kıvranıp duruyor. Sonra işte gökyüzündeki ulaşılması imkânsız gibi duran yıldızlara dönüşüyor aşk denilen şey. Belki rasyonel olarak gerekçelendirebilirdi, belki de sadece tutkulu ve arzulu bir şekilde hissedebilirdi. Ama bir başkasında aradığı şeyin kendisi olduğunu fark edecek bir yerden sonra. İşte o zaman kendi kendini yalnız bir şekilde gerçekleştirmeye koyulacak. Belki metafizik bir heyula olan aşkın fizik gerçeklikte bir karşılığı olmayabilirdi, evet; ama zaten makyavelist gerçekler karşısında aşk nasıl mümkün olabilirdi ki? Ne yapılmalıydı o halde? Belki de yapılması gereken şey, makyavelist gerçeklerin içerisinde bize dair geriye kalan ve hem bir başkasında aşk diye aradığımız şey olan kendimizi bulmak ve de bulduğumuz kendimizi gerçekleştirmek için yola çıkmamız gerekirdi.
İşte o zaman çıkılan bu yolda bize yoldaşlık edecekler ile birlikte hem kendini yalnız bir şekilde gerçekleştirmenin yükünden kurtulurduk hem de belki bu çıkılan yolda ya da yolun sonunda metafizik bir heyula olan aşkı da gerçekliğe tezahür ettirerek aradığımızı bulabilirdik. Zaten hayat arkadaşı demek bu anlama gelmez mi? Ama bunun illa bir hayat arkadaşlığı olmasına ve iki karşıt cins arasında karı-koca ya da sevgili şeklinde ortaya çıkmasına gerek var mı? İşte yoldaşlık, tüm bunların hepsinin üzerinde olan ama bunları da kapsayan bir şey. Belki de süreçseldir aşk, belki de sürecin içerisinde gerçekliğe dönüşen ve metafizikten heyula olmaktan kurtulan fizik bir hakikattir. Hayat yolculuğunda daima yol arkadaşlarınızın olması temennisiyle.
Araştırmacı-Yazar
Mehmet Hüseyin Arslan

