| Yazı Sistemi | Ara Metinler Yazı Sistematiği |
|---|---|
| Yazarlık Yöntemi | Oluş Yazarlığı |
| Felsefi Fonksiyon | Oluş Hali |
| Tür | Köşe Yazısı |
| Seri | Köşe Yazıları |
| Multimedya |
🎧 Podcast: yok ▶️ Video: yok 🧠 Zihin Haritası: var 📄 PDF: yok |
| Üretim / Revizyon | 13 Ocak 2026 / - |
| Alıntı |
Alıntı: — |
Sabretmeyi öğreniyor insan. Düşüncesinin hızına kalemi yetişemeyince, en basit gibi görünen şeyleri bile ontolojik olarak tasniflemeye girişen düşüncelere sabretmeyi öğreniyor. Aksi mümkün mü zaten? Aksinin olduğu durumda ortaya çıkan şey bir tükenmişlik, başaramıyor olmak hissi ve özsaygı yitimi. Hayatta böyle değil midir zaten; istediğiniz şeyler hemen bir anda olmaz. Ama tuğla tuğla onu inşa ederek her gün ortaya koymuş olduğunuz çaba, azim ve mücadele hırsı sizi varacağınız hedefe giden yolda tutar. Bitiş çizgisine ulaştığınızda ise sevinçle karışık bir burukluk vardır içinizde; tıpkı “Bağdat’ın kendisini fethetmek, Bağdat’ın kendisinden daha mı güzeldi ne?” diyen Sultan IV. Murad gibi. Belki de bitiş çizgisine ulaştığımızda vermiş olduğumuz çabayı ve mücadeleyi görerek sürecin ne kadar değerli olduğunu o an daha iyi idrak ettiğimiz ve farkında olmadan sürecin kendisini sevmiş olduğumuzu fark etmeye başladığımız andır bu, bitiş çizgisine gelince yaşadığımız şeyler. Ne denir bu duruma o halde? Sabretmeyi öğrenmelidir insan. Güzel yarınları inşa edebilmek için gereken en önemli şey sabırdır. O sabır ki mücadeleyi ve çabayı mümkün kılan şeyin asıl kendisidir. Hırs bizi bir yere kadar götürür; tıpkı disiplin olmadan yeteneğin bizi bir yere kadar götürebildiği gibi. Başladıkları ya da devam ettirdikleri işi terk eden, hırsını kaybetmiş insanlar göreceksiniz. Mücadeleyi, azmi ve hırsı sabrın içine gömmedikten sonra yoldan sapma ihtimalimiz her an olası bir durum olarak köşede bir yerde daima duracaktır. O hâlde sabretmeyi öğrenelim.
Biliyorum, söylemesi çok kolay bir şey bu. Bu bilinci başkalarına direkt olarak verebilmenin ya da paylaşabilmenin bir yolunu bulabilseydim, yazmak yerine direkt bunu uygulardım. Bu mümkün olmasa da belki de buna en yakın şey örnek olmaktır. Bu yüzden insan çevresine örnek olmalı ve diğerleri ile dayanışma içerisinde olmalıdır. İşte o zaman güzel yarınlar hiç uzak bir ihtimal değildir artık. İşte o zaman dağları ve taşları delip geçebilecek irade ortaya çıkabilir. Sahi, mücadeleyi, azmi ve hırsı sabrın içine gömmeliyiz demişken irade ne oluyordu peki? Sabrı dışsal olarak mümkün kılan şeyin kendisi mi, yoksa sabrı içinde barındıran şeyin kendisi mi? Eğer irade sabrı içsel olarak barındırıyorsa, sabır, iyilik, güzellik ve ahlak gibi erdemler kişinin kendi iradesinden taşkın bir şekilde gerçekliğe tezahür mü eder? Cevap evet ise, o hâlde kötülük, çirkinlik ve ahlaksızlık gibi şeyler de kişinin kendi iradesinden taşkın bir şekilde gerçekliğe tezahür ediyor demektir. Peki ya çevresel koşulları nereye koyacağız?
İnsanlar özü itibari ile kötü müdür, yoksa iyi midir? Kötü olanların iyi olmasına şans vermeyen ve onları yok etmek isteyen iyiler nedir o hâlde? "İnsan özü itibari ile hem iyi hem kötü olabilme potansiyeline sahip olan ve bu potansiyellerin çevre ile etkileşime geçmesi sonucu süreç içerisinde değişen bir varlıktır." Şeklinde yapılacak olan kavramsallaştırma ve tanımlama daha makul gibi görünüyor. Buradan yola çıkarak şu sonuca varabilir miyiz peki: Diğerlerine direkt olarak istediğimiz iyi ve güzel erdemleri verebilmek ya da paylaşabilme imkânımız olmasa da, örnek olarak içlerindeki iyiliğin potansiyel olarak gerçekleşmesine yardımcı olabiliriz. O hâlde yapılması gereken bu mudur diye düşünmek gerekiyor. Erdemleri mal gibi paylaşamayız, evet; ama iyi ve güzel olan şeylerin bizi dönüştürmesine izin verdiğimizde, iyi ve güzel olan o şeyin bizimle paylaştığı şey nedir burada?
Araştırmacı-Yazar
Mehmet Hüseyin Arslan

