| Yazı Sistemi | Ara Metinler Yazı Sistematiği |
|---|---|
| Yazarlık Yöntemi | Oluş Yazarlığı |
| Felsefi Fonksiyon | Oluş Hali |
| Tür | Köşe Yazısı |
| Seri | Köşe Yazıları |
| Multimedya |
🎧 Podcast: yok ▶️ Video: yok 🧠 Zihin Haritası: var 📄 PDF: yok |
| Üretim / Revizyon | 13 Ocak 2026 / - |
| Alıntı |
Alıntı: — |
Çok ilginç bir patern yakalıyorum her defasında ve bu beni gerçekten düşünmeye sevk ediyor. Mevcut dünya siyasetini ve gelişmelerini az çok hepimiz yaşayarak deneyimliyoruz. Ezberlemedik mi artık şu döngüyü: herhangi bir ülkede baskıcı bir rejim olur, bir süre sonra işler çığrından çıkar, ekonomik göstergeler ise felakettir. İnsanlar bu maddi koşullar altında inandıkları tüm değerleri yavaş yavaş yitirmeye başlayarak anlam erozyonu yaşarlar ve sonra Büyük Biraderimiz emperyalizm o ülkeyi ele geçirir ya da ele geçirmeye çalışır. Ama bu aynı zamanda her zaman bir tez-anti tez ya da saman adam yerine konulan emperyalizm ve karşıtlığı içerisinde ele alınıyor. Sanki gerçek çok daha farklıymış gibi geliyor. Örneğin, Büyük Biraderimiz emperyalizmin saldırdığı bu ülkeler gerçekten baskıcı, otoriter ve felaket bir yönetime sahip olsun ve Büyük Birader burayı ele geçirmeye çalışsın; yapılan şey hemen bir tez-anti tez pozisyonlamasına dönüşüyor. Bu çerçeve yüzünden dinci manyak bir molla rejiminden, narkotik suç unsurları üzerine kurulmuş kirli rejimlere ve hatta dijital bir hapishane inşa eden rejimlere kadar birçok kötülüğü savunur hale geliyor insanlar. Bir kötülüğün karşısına başka bir kötülük koymak gibi bir şey bu. Ve sanki bir simülasyonun parçasıymış gibi. Asla yenemeyeceğin bir şeye karşı sahte bir direnç noktası oluşturmak mıdır asıl gaye, yoksa hazırlanmak için gereken süre içerisinde direnç noktaları oluşturarak rakibin enerjisini zayıflatmak mıdır? Emperyalizm karşıtlığı adı altında milyonlarca insanı öldüren diktatörlerden, insanlık dışı rejimlere kadar pek çok şeyi sırf bu illüzyonist karşıtlık üzerinden savunulabilir hale getiriyorlar. Bir matrix kurmak isteseydim tam olarak böyle olurdu. Yakaladığım bu paternin diğer bir yüzü ise tek bir büyük emperyalistin diğer küçük emperyalistlere izin vermeyerek tek emperyalist olarak kalmak isteyişidir.
Fakat olaylar öyle dramatize ediliyor ki, dini terminoloji ile söyleyecek olursam, sanki bir Mehdi-Mesih rejimi varmışta emperyalizm karşısında onun yanında yer almalıyız gibi bir sonuca varan bakış açısıyla, her seferinde bir hakikat pornografisine maruz kalıyoruz. Öncelikle şu “emperyalizm” kelimesinin ne olduğunu tam olarak tanımlayalım; sözlük anlamının dışına çıkarak bu kelimeyi Batı ve Amerika’ya mı endeksliyoruz? O hâlde kavramın içini boşaltmak yerine bu duruma uygun başka bir kavram uyduralım. Bu kavramı özellikle kullanan kimseler yakıştırmalarını her zaman için sadece karşı cenaha yapıyorlar. Halbuki kavramın doğası gereği bir kapitalist, komünist, dinci ya da herhangi başka bir ideoloji bu tanımlamanın getirmiş olduğu niteliklere sahip olabilir. O hâlde yapılan şey, kimin emperyalizminin iyi, kimin emperyalizminin kötü olduğu noktasına kaçınılmaz olarak indirgeniyor. Gerçekten kendi ülkesini seven bir rejim ya da devlet başkanı, akbabalar gibi her an saldırmaya hazır bir şekilde bekleyen şu meşhur Büyük Biraderimizin olduğu bir düzen içerisinde karşı tarafa meşruiyet verecek saçmalıklara girer mi? Bu güç ilişkileri ağı içerisinde yöneticilerin ve çevresindekilerin düzen karşısında ne kadar yozlaştığına, ortaya çıkan skandallarla her an şahitlik ediyoruz. Acaba bizim göremediğimiz ve onların dışarıdan gördüğü şey ne ki; en vatansever, dindar, milliyetçi, muhafazakar ya da herhangi bir ideolojiden olan kişilerin inandıkları değerleri böylesine bir anlam erozyonuna uğratabiliyor? Meta düzlemden tartışalım istiyorum: somut gerçeklikler diyerek dikkat noktamızı görmemiz gereken devasa ilişksel, nedensel ve yozlaştırıcı bu gerçeklikten ayırdığımız her bir vakit, eline milyonlarca insanın kanı bulaşmış manyakları ve onların bu terör rejimlerini savunurken buluyoruz kendimizi.
İşi önce meta düzlemden çözelim ki, somut hakikatleri daha iyi yorumlayabilelim ve kendimizi bir hakikat pornografisi içerisinde bulmayalım. Böylece hakikatin kendisine ulaşamasak dahi gerekçelendirmelerimizi en azından daha tutarlı bir şekilde yapabiliriz ve bir şeyin yanlış olduğunu iddia etmek için aynı anda da diktatörlerin, katillerin ve kötü ilan ettiğimiz emperyalizme karşı geleceğiz derken bir başka kötü emperyalizmi savunmak durumuna düşmeyiz. O hâlde son olarak şunu da düşünmek gerekiyor: iyi bir emperyalizm mümkün müdür? Madem Büyük Birader’e karşı küçük biraderlerin yanında yer alıyoruz şeklinde bir eleştiri getirdik, o hâlde gerçek, doğru, hakiki ve iyi bir birader olabilir mi?
Araştırmacı-Yazar
Mehmet Hüseyin Arslan

