| Yazı Sistemi | Fikir Günlükleri Yazı Sistematiği |
|---|---|
| Yazarlık Yöntemi | Muharrik Yazarlık |
| Felsefi Fonksiyon | Muharrik-i Efkar |
| Tür | Deneme |
| Seri | Yazar Günlükleri |
| Multimedya |
🎧 Podcast: yok ▶️ Video: yok 🧠 Zihin Haritası: var 📄 PDF: yok |
| Ana Kavramlar | - |
| Üretim / Revizyon | 09 Ocak 2026 / - |
| Kısa Özet | - |
| Okuma Süresi | 6 dakika |
| Alıntı |
Alıntı: — |
Blog sitemi ilk açtığımda, kitap yazmanın uzun süreç aldığını düşündüğüm için fikirlerimi anlık olarak iletebileceğim ve bunların birer fikir tohumu olarak ileride kullanılabilmesi için blogda yazmaya başlamıştım. Aslında burada yaşadığım içsel çatışma, benim için sadece kitap yazmanın zaman alması değil, ciddi bir zihinsel ve maddi yüke de sahip olan arızalı bir durum olmasından kaynaklanıyordu. Çünkü burada araştırmacı kimliğim ile düşünür kimliğim ve yazar kimliğim arasında adeta üçlü bir çatışmanın içerisindeydim. Herhangi bir konuyu tarihçi olduğum için nasıl araştıracağımı ve yazacağımı gayet iyi biliyor iken, düşündüğüm herhangi bir şeyi ise nasıl yazacağım konusunda düşünür kimliğimin etkisinde kalarak, nasıl ifade edeceğim konusundaki mükemmellik takıntım ve felsefi tutarlılık arayışından dolayı bir türlü yazmaya geçemiyordum. Nihayetinde, bu üçlü arasındaki çatışmayı çözebilmeyi başarabildiğimi düşünüyorum. Bu yüzden blog sitemi açtığımda, ilk olarak kendi kendimi ''bir kitap yazmalıyım'' baskısı altına sokmak istemedim ve aynı zamanda mükemmel bir bütün kurarak başlama takıntısından da özellikle kaçınmaya çalışıyordum. Ancak zaman içerisinde düşünür kimliğim, araştırmacı kimliğim ve yazar kimliğim arasındaki çatışma, bir yerden sonra düşünür kimliğim ile yazar kimliğim arasındaki bir çatışmaya doğru indirgendi. Burada, her ne kadar blog sitemi ilk açtığımda sistematikleşmekten kaçınsam da zaman içerisinde sistematikleşmeye başladığımı gördüm. Blogumu ilk açtığımda, bu platformu tamamlanmış fikri metinler yerine daha çok birer fikir tohumu halinde ortaya çıkan yazıların mümkün olduğu bir alan olarak kurmuştum. Bu alanda sistem kurmadan, çok büyük hedefler koymadan ve sistematik planlar yapmadan anlık olarak düşündüğüm ve zihnime gelen her fikri yazmak istiyordum. Bu şartlar altında blog, hem kendi zihnimi rahatlatan hem de yazarlık pratiği açısından beni olgunlaştıran ve kalemimi güçlendiren bir alan haline gelecek ve aynı zamanda da fikirlerim için salt bir vitrin olmaktan ziyade bir ekim alanı haline gelen araç olacaktı. İlerleyen zamanlarda ise işler, düşündüğünden çok daha etkileyici bir deneyime dönüşmeye başladı. İlk olarak küçük, dağınık ve iddiasız gibi görünen deneme türüyle kaleme alınmış fikir tohumları içeren bu yazılar, zaman içerisinde kendi içlerinde bağlantılar kurmaya başlayarak bazıları fikri anlamda büyümüş, bazıları fikri anlamda belki de kurmuş ve bazıları ise hâlâ daha büyümeyi bekliyor hale gelmişti. Ve bu durum beni oldukça şaşırtmıştı. Burada fark etmiş olduğum şey şu ki, sadece yazmıyor, aynı zamanda kendi düşünme biçimimi hem izliyor hem de düzenliyordum. Çünkü yazarken düşünür kimliğim ile bir çatışma halindeydim. İşte tam olarak bu nokta, benim için bir kırılma anıydı. Aslında blogu açarken kaçındığım şeyi, yani sistematikleşmeyi yavaş yavaş yeniden ortaya çıkarmaya başlamış ve tutarlı bir şekilde işleyen bir mekanizma haline getirerek, bu yazarlık pratiğini mükemmel kılmak yahut en azından mükemmele yakın bir şekle sokabilmek için bazen farkında olmadan, bazen bilinçli olarak düşünür kimliğimin etkisinde kalarak yazmış olduğum bu metinleri sınıflandırmaya, temalar etrafında toplamaya ve bir yerden sonra adeta birbirleriyle konuşturmaya başladım. Bu durum bana başlangıçtaki niyetimle zaman içerisinde çelişkiye düştüğümü hissettirse de ortaya çıkan tabloyu sonunda kabul ederek tamamen çelişik bir durum içerisinde olduğumu görmek zorunda kaldım. Blogu bir özgürlük alanı olarak kurmuşken, gün geçtikçe işlevsel ve tutarlı olan bir yapıya dönüştürüyordum. Fakat burada önemli bir farkındalık hali yaşadım. Yaşamış olduğum bu farkındalık hali ''blog içeriğinden kitap türetme'' fikri idi. Sanılanın aksine, bu durum blog ruhuna aykırı olmadığı gibi kendi kişisel blogunuzu aynı zamanda derinleştiren bir süreçtir. Ve zaman içerisinde erişmiş olduğum bu farkındalık seviyesi, aslında problemin kendisinin kitap yazmak olmadığının bir göstergesiydi adeta benim için. Bu problem, başlangıçta kendi zihnimde yaratmış olduğum mükemmel başlamak arzusuna dayanıyordu. Bir kitabın baştan sona planlanmış, kusursuz bir yapı olması gerektiğine inanırken, bir yandan da bunun araştırmacı kimliğim ve düşünür kimliğim tarafından da kabul edilebilir olmasını istiyorum. Dolayısıyla bu durum, benim için yazı yazmaktan alıkoyan gizli bir takıntı haline bürünmüştü. Her ne kadar blog sitemi açarken hedeflediğim ilk baştaki amaçlarım ile zaman içerisinde çelişmiş olsam da edindiğim tecrübeler ve ''blog içeriğinden kitap türetme'' fikri ile bu takıntıyı blog platformum ile birlikte kırmış olabileceğimi düşünüyorum. Çünkü blog içerisinde yazı yazmak, sistematik olarak bitmiş olma zorunluluğu taşımıyordu. Burada yazılan metinler yarım kalabilir, değişebilir ve hatta birbirleriyle çelişebilirdi.
Yarım kalan, değişebilen ve çelişebilen metinlerin bir araştırmacı ve düşünür için ne kadar sorunlu bir bakış açısı ile ele alınabileceğini düşünebiliyor musunuz? Bu durum, başlangıçta yaşamış olduğum mükemmel başlamak takıntısı ile doğrudan alakalı bir mesele idi. Zaman içerisinde blog içerisinde yaratmış olduğum bu özgürlük alanından ortaya çıkan metinlerin bir araya geldiğinde kitaplaşabilme ihtimali ve fikri, bu aşamada bana bir yerden sonra hem gerçekçi hem de işlevsel olarak gözükmeye başladı. Üstelik bu durum, bir taraftan zihinsel ve maddi yükü uzun bir zaman dilimine yayma gibi bir kolaylık sağlıyor iken, diğer taraftan da yoğun ve sistematik olan işleri parçalara bölerek yönetilebilir kılmamı sağlıyordu. Bu bağlamda, kitap fikri artık benim için tek seferde taşınması gereken ağır bir blok değildi. Burada, blog platformu içerisinde üretmiş olduğum metinler, uzun bir düşünme sürecinin doğal bir tortusu haline gelerek, zaman içerisinde sürekli olarak araştırmacı ve düşünür kimliğim tarafından da denetlenebilir hale gelmişti. Bugünlerde geriye dönüp baktığımda, artık şunu net bir biçimde söyleyebilirim ki blog içeriğinden kitap türetme fikri, benim için bir yayımcılık stratejisinden çok yazarlık felsefesine dönüşmüş durumdadır. Tıpkı fikirlerimiz gibi, yazılarımız da önce yaşar ve bir aşamaya kadar birikir ve hatta bazen direnç noktaları oluşturur ve nihayetinde anlamlı bir kitaba dönüşebilir. Bu nedenle artık blog içerisinde yazarken, kendi kendime ''bu bir kitap olur mu?'' tarzında sorular sormak yerine, ''bu metin bir fikir olarak yaşamak istiyor mu?'' ve ''bu metnin içeriğinde yer alan fikri daha sonra çekirdek olarak ele alıp, bunun etrafından yola çıkarak yeni ve farklı bir düşünce inşa edebilir miyim?'' gibi sorular soruyorum. Eğer bunu yapabilirsem, o halde bu bir kitaba dönüşebilir mi? Yazar günlüklerine düşmüş olduğum bu not, diğer yazarlar için şunu kayda geçirmeyi hedefliyor aslında: Kitaplar sadece yazılmak için değil, yavaş yavaş oluşan düşüncelerimizi görebilmek için de vardır aynı zamanda. Ve tıpkı burada düşüncelerimizin birikip bir yerden sonra belirli bir felsefeye ve düşünce tarzına dönüşmesi gibi, yazılarımız da birikerek belirli kitaplara dönüşebilir. İlk başta yaşamış olduğum çelişkileri aşmak için blog sitemi faaliyete geçirmiş olsam da zaman içerisinde yine farklı bir yöne savrularak yazarlık pratiklerimi tutarlılık ve mükemmellik takıntısı yüzünden durma noktasına kadar getirmiş ve tekrar o ilk çelişkilere yeniden yakalanmıştım. Ancak şu an için, her ne kadar bu durumu bir yandan sistematikleşmeye devam ederek, diğer yandan da blogun ilk açılış amacı olan özgürce yazabilme fikrini sağlayabilecek yöntemler ile çözme girişimleri oluşturmaya çalışarak aşabilmiş gibi görünsem de, blogu açış amacımla şu an geldiğim noktanın birbiriyle çeliştiğinin farkındayım.
Ve hâlâ bir yazar olarak, serbest bir şekilde düşünür ve araştırmacı kimliğimin etkisinden ve baskısından arınmış bir şekilde yazmak istiyorum. Bunun için de ara metinler, yazı sistematiği ve oluş yazarlığı yöntemini tasarlayarak ilk amacımı tekrar işlevsel kılmaya çalıştım. Elbette ki bunların felsefi fonksiyonu, bir yazar ve düşünür için pratik deneyi kazanmak olacak. Buraya kadar, araştırmacı kimliğim, düşünür kimliğim ve yazar kimliğim arasındaki gerilim dolu bir yılın ardından, pratik olarak çoğu şeyi artık çözerek, neyi nerede ve ne şekilde yapmam gerektiğini daha net bir şekilde görmeye başladığımı özellikle söylemek istiyorum. Bu durum, benim için oldukça sevindirici olsa da iş yükümün daha fazla artması anlamına geliyor. Çünkü bir yandan düşünür kimliğimin etkisinde yazılar üreteceğim, diğer yandan yazar ve araştırmacı kimliğimin etkisinde farklı farklı yazılar üretmeye çabalayacağım. Dolayısıyla zihinsel anlamda her ne kadar rahatlamış gibi görünsem de artık çok daha fazla ilgilenmem ve yazmam gereken alan olduğunu hissediyorum. Ancak zihinsel bir gerilimdense, fiziksel bir gerilim olan bu durumu yaşamak, tahmin edersiniz ki benim için daha rahatlatıcı bir deneyim olacaktır diye düşünüyorum. Buraya kadar öğrenmiş olduğum her şeyi, kendi pratiklerim içerisinden deneme yanılma yolu ile aşmaya çalışarak, tüm içsel gerilimlerimi ve çatışmalarımı çözebildiğimi görmek ve bunları yazı üzerinden teşhis ederek düşüncelerimi düzenleyebilmek, oldukça zorlu, ilginç ve aynı zamanda zevkli bir deneyimdi.
Araştırmacı-Yazar
Mehmet Hüseyin Arslan

