| Yazı Sistemi | Ara Metinler Yazı Sistematiği |
|---|---|
| Yazarlık Yöntemi | Oluş Yazarlığı |
| Felsefi Fonksiyon | Oluş Hali |
| Tür | Köşe Yazısı |
| Seri | Köşe Yazıları |
| Multimedya |
🎧 Podcast: yok ▶️ Video: yok 🧠 Zihin Haritası: var 📄 PDF: yok |
| Üretim / Revizyon | 16 Ocak 2026 / - |
| Alıntı |
Alıntı: — |
Dinlerin evrensellik iddiasını zamandan ve mekândan bağımsız olarak değil de her türlü zamana ve mekâna uyarlanabilir olarak ele alan insanlar, savunmuş oldukları dinî öğretilere en büyük zararı veren gruplardır. Dinlerin evrensellik iddiası ontolojik evrensellik olarak okunmalı ve sorgulaması ise epistemolojik olarak yapılmalıdır. Bu bağlamda, dinin ontolojik olarak evrenselliğinden ziyade pragmatik evrenselliğini esas almak, dinleri ilgili çağın söylemleri ile ayakta kalmaya çalışan bir söyleme indirgeyecektir. “Bugün ama gençler dinden uzaklaşıyor” diyerek bir hakikat iddiası taşıyan dinlerini çağın söylemleri ile uyumlu hâle getirmeye çalışmak ve o dinin ilkelerini pazarlığa açmak, anlam erozyonuna ve o dinin içinin boşaltılmasına yol açmaktan başka bir şey değildir. Bu durum, bir hakikat iddiası taşıyan tüm bilgi rejimleri ve düşünce formları için geçerlidir. Din, insan doğasına ya da fitrat denilen şeye karşı değişmeyen bir iddia taşıyan fenomen olarak ortaya çıkar. İnsanın ahlak, anlam ve sorumluluk gibi arayışlarında belirli sınırlar ve çerçeveler önerir. Dolayısıyla her çağda aynı şeyi söylemez ve söylemek zorunda da değildir. Ancak dinler ontolojik olarak her çağda aynı yerden konuşur. Bu yer, insan doğası ve fıtratının bir ihtiyacı olan inanma ihtiyacıdır.
Ontolojik bir evrensellik olan bu durum elbette ki tarihsel yorumlara açık olabilir. Ancak dinin ilkeleri ve çizmiş olduğu temel çerçeve pazarlık konusu değildir. Bu durumu ontolojik bir evrensellik olarak okumak yerine pragmatik bir evrensellik olarak okumaya çalışanlar, “çağa göre din” ve “her zamana uygun bir yorum” ilkesi ile hareket ederek dinin çizmiş olduğu temel sınırların dahi dışına çıkarak inanmış oldukları hakikate en büyük zararı vermektedirler. Bu noktadan sonra ise dinin kendisi evrensellikten çıkmış ve çağın onay mekanizmasına teslim edilerek hayatta kalmaya çalışan bir retorik hâline getirilmiştir. Bu durum, tüm hakikat iddiası taşıyan bilgi rejimlerinin karşılaşmış olduğu en büyük problemlerden birisidir. Bu bağlamda bilim, ahlak, din vb. şeyler ontolojik olarak evrensel olmasına rağmen bunların yorumlanış ya da uygulanış biçimleri farklı olabilir. Lakin burada din mefhumu kategorik olarak ontolojik evrenselliği ifade ettiği gibi, evrensellik iddiası taşıyan dinler de ortaya çıktıkları andan itibaren bu statüde değerlendirilmelidir. Bu statü ile ortaya çıkan dinleri her çağda o zamanın kültürüne göre yorumlanabilir yapmak, onları evrensel olmaktan çıkarıp pragmatik, uyarlanabilir bir söylem hâline getirir. Her şeye uyarlanabilen bir şey, hiçbir şeye gerçekten bağlanmayacağı gibi hiçbir durum için risk almaz ve hiçbir çağda bedel ödemez. Bedel ödemeyen bir hakikat iddiası ise hakikat iddiası olmaktan çıkar. Burada tarihsel yorum ile ilkesel çözülmeyi birbirine karıştırmamak gerekir. Evrensellik iddiası taşıyan dinlerden her şeye uyarlanabilirlik fonksiyonu bekleyenler, ilkesel çözülmeye ve evrensellik iddiası taşıyan bilgi rejimlerinin dezenformasyonuna yol açmaktadırlar.
Evrensellik, tarih dışılık değil; bizatihi tarih karşısında direnç gösterebilme yetisi olarak ele alınmalı ve böyle düşünülmelidir. “Ama gençler böyle inanmıyor”, “ama gençler dinden uzaklaşıyor” şeklinde başlayan itirazlar ile özünde bir hakikat iddiasına sahip olan dini, sırf savunma ve tebliğ maskeleri ardına saklanarak ilkeleri ile çelişecek ve içi boşaltılacak şekilde her çağa ve her çağın insanına keyfî bir biçimde uyarlanabilir hâle getirmek, hakikatin kendisine saygısızlıktır. Bu durum, hakikat iddiasını taşıyan dinin gerçekten hakikat olmak ya da olmamak ile bir alakası olması açısından önem arz etmemektedir. Dolayısıyla burada ortaya çıkan şey, kişilerin kendi inanmış oldukları hakikatlere ve ayrı olarak da hakikat fikrinin kendisine saygısı olmadığı gerçeğidir. Geriye kalan tek şey ise sofistçe bir çıkar elde etmek, siyaset yapmak ve güç elde etmek için hakikatin ve temsilinin sömürülmesidir. Bu bağlamda savunulan hakikat iddiası ve temsili, ya tutarlı bir şekilde epistemolojik ve ontolojik karşılıkları ile savunulmalıdır ya da reddedilmelidir. Dinler, insanların keyfiyetine göre içerisinden madde seçebileceği bir açık sözleşme değildir.
Araştırmacı-Yazar
Mehmet Hüseyin Arslan

