| Yazı Sistemi | Ara Metinler Yazı Sistematiği |
|---|---|
| Yazarlık Yöntemi | Oluş Yazarlığı |
| Felsefi Fonksiyon | Oluş Hali |
| Tür | Köşe Yazısı |
| Seri | Köşe Yazıları |
| Multimedya |
🎧 Podcast: yok ▶️ Video: yok 🧠 Zihin Haritası: var 📄 PDF: yok |
| Üretim / Revizyon | 21 Ocak 2026 / - |
| Alıntı |
Alıntı: — |
Çevremdeki çoğu kişiyi artık arkadaşım veya “dostum” olarak göremiyorum. Akrabalarıma karşı ise sadece akrabalık ilişkilerinden ve en zor durumlarda dahi akrabalık ilişkilerinin harekete geçirici etkisinden dolayı onlara sadece saygı duyuyorum ve toplumun temel yapı taşlarından biri olan “aile kurumu” çerçevesi içerisinde, olabildiğince onlarla müşterek hareket etmeye çalışıyorum. Her şeyin temelinde bir “ereksellik” bulunduğunu söyleyen “teleolojik bakış açısıyla” hayata yaklaşmaya çalışıyorum. Doğal olarak bir erekle belirlenmiş ya da bir ereğe yönelmiş fikirlerden hareket eden bir yapım var. Ortak bir gayesi, amacı, vizyonu ve misyonu olmayan insanlara karşı artık ilgili davranamıyorum ben. Maalesef ki bu insanlar, çevresindeki insanları sürekli olarak sömürdüğü için varlıkları ayrıca ekstradan katkı da sunamıyor çevresindeki insanlara. Çoğu zaman işleri düştüğünde hatırlayan bu “dostlardan” gerçekten dost olur mu? Artık çevremdeki kalan son üç-beş kişiyi de arkadaş olarak görmemeye başladım. Bu durum felsefi bir tavırdan kaynaklanıyor. Hayır, henüz kafayı yemedim ve psikolojim de bozulmadı. Fakat bu şartlar altında dostlarına karşı “senin hedeflerin keyfi, bizimki zorunlu” diyen insanlarla arkadaşlık ve dostluk yapmak istemiyorum artık. Düşünebiliyor musunuz? İnsanlar kendi zorunlulukları, gereklilikleri ve ihtiyaçları karşısında yapacakları hedefleri zorunlu; bir başkasının hedefi söz konusu olunca bunu keyfi olarak yorumlayabiliyorlar. Bunu hangi bakış açısından yorumladıklarını sorsak acaba çoğuna, emin olun verecek bir cevapları olmayacaktır. Tüm günü başı boş bir şekilde zaman öldürerek geçirdiğinizi düşünen insanlar tarafından, kendi işlerini görmek için sürekli aranıp rahatsız edilmekten gına gelmedi mi size de? Tüm bunların içerisinde teleolojik bir amaç da göremiyorum. Böyle insanlar ile arkadaşlık yapmak sadece sömürülmenize yol açıyor. Çünkü gerçek bir hedef ve bir gaye yok. Buradaki tek teleolojik amaç sadece arkadaşlık da olabilirdi. Bunun için illa ki çok ulvi, içtimai ve felsefi şeylere ihtiyacımız da yok elbette. Fakat arkadaşlıkları ve dostlukları menfaatleri, ihtirasları ve gündelik çıkarları kadar olanların dostluğu, dostluk mudur gerçekten?
Sadece işleri düştüğünde işlerinin görülmesini bekliyorlar sizden. İşleri görüldükten sonra ise hiçbir şekilde, tekrar işleri düşene kadar bu tip insanlardan haber alamıyorsunuz. Siz de çevrenizdeki böyle insanlardan bıkıp usanmadınız mı, dostlarım? Böyle insanlara yarenlik mi yapılır? Böyle insanlarla dostluk ve arkadaşlık ilişkisi mi kurulur? Bu tür insanları hayatınızın içerisinden uzaklaştırmanız gerekiyor. Bu tür insanların size olumlu anlamda katabileceği hiçbir şey yok. Tam aksine, zamanınızı, vaktinizi çalıyorlar ve enerjinizi sömürerek sizin ruhunuzu emiyorlar. Bu “ruh emcilerden” kurtulmanız gerekiyor. Bencil insanlardan ne yaren olur ne dost olur. Ayrıca sürekli olarak kendi işlerinin görülmesi için size başvuran bu kimseler, size karşı asla gerçekten ciddi bir manada saygı duymaz. Çünkü size karşı saygı duyan insanlar, en azından işlerini gördüklerinde bir teşekkür eder yahut normal zamanlarda arayıp halinizi hatırınızı sorarlar. Sadece kendi menfaatleri söz konusu olduğunda sizinle iletişim kuran insanlara kapıyı gösterin. Çevremizde böyle çok insanlar var. Elbette gönül isterdi ki teleolojik bir amaç çerçevesinde ortak bir gaye, amaç, vizyon ve misyon doğrultusunda bu insanlarla bir ereğe doğru, bir fikre doğru yönelim ve beraber mücadele edelim. Çevremizde böyle bir asabiye yaratacak kimse yoksa ve normal asgari düzeydeki arkadaşlık yükümlülüklerini de karşılıklılık ilkesine dayanarak yerine getirmiyorlarsa, bu tip insanların olması gereken tek yer hayatınızın uzağında bir noktadır. Kendi hayatınızın içerisine böylelerini dahil ederek sadece kendinize zarar vereceksiniz. İşte bu yüzden, evet, henüz kafayı yemedim ve psikolojim de bozuk değil dedim.
Bu durum artık felsefi bir tavır halini aldı ve çevremde kalan son üç-beş kişiyi de işte bu yüzden istemiyorum. Böyle insanların arkadaşlığına gerçekten ihtiyacımız yok. Basit arkadaşlık yükümlülüklerini bile tam olarak yerine getiremeyen, ne de teleolojik bir amaç doğrultusunda beraber mücadele etmeye yanaşmayan insanların hayatımızda ne gibi bir yeri olsun ki? Hangi mantıklı ve rasyonel açıklamayla bu tip insanları kendi hayatımızın odak noktasında tutmaya devam edelim, ben bunu gerçekten anlamıyorum. Bunun üzerine çok düşündüm. Fakat sonuç her zaman aynı. Gerçekten rasyonel ve duygusal bir şekilde hâlâ böylesi kimseler ile ilişkiye devam edebilmek için yeterli bir sebep bulamıyorum.
Araştırmacı-Yazar
Mehmet Hüseyin Arslan

