| Yazı Sistemi | Ara Metinler Yazı Sistematiği |
|---|---|
| Yazarlık Yöntemi | Oluş Yazarlığı |
| Felsefi Fonksiyon | Oluş Hali |
| Tür | Köşe Yazısı |
| Seri | Köşe Yazıları |
| Multimedya |
🎧 Podcast: yok ▶️ Video: yok 🧠 Zihin Haritası: yok 📄 PDF: yok |
| Üretim / Revizyon | 22 Şubat 2026 / - |
| Alıntı |
Alıntı: — |
Kadınları yüzyıllarca aşağılıyorlar, eziyorlar, tahakküm altına alıyorlar, insanla köle arasında bir yere konumlandırıp, “yarım insan” ya da “tam insan olamamış” gibi nitelendirmelerle onları şekillendirmeye ve görmeye çalışarak bir sürü aşağılamaya ve eziyete maruz bırakıyorlar, ondan sonra ise modern zamanlarda “doğurganlığın azalması” üzerine, insan türünün neslinin tehlikeye girdiği gibi söylemler üzerinden yeniden kendi eski “güç düzenlerini” üretmek için “meşruiyet” arayışı içerisine girişiyorlar. Çok komik bir bakış açısı değil mi? Üstelik “insan hakları evrensel beyannamesi” dediğimiz metnin bile ilk yayımlandığında “bütün insanlar eşittir” şeklinde değil, fiilen “bütün erkekler eşittir” şeklinde ortaya çıktığını insanların bilmemesi de ilginçtir. Bu ifade ancak çok sonraları, modern zamanlara doğru, yoğun mücadeleler sonucunda “her insan” şeklinde bireye indirgenmiş ve çetin mücadeleler sonucunda kadın ve erkek eşit olarak görülmüştür. Burada erkekler kendilerine her türlü gezmeyi, yemeyi, içmeyi ve herkesle yatıp kalkmayı, her tür insanla ilişki kurmayı “doğal bir hak” olarak görüyorlar. Ancak aynı şeyi karşı cinsiyetteki kadın yapmak istediğinde bunu “doğaya aykırı”, “fıtrata aykırı”, şuna aykırı, buna aykırı gibi saçma sapan görüşleriyle mahkûm ediyorlar. Üstelik bu tahakkümü sözde “bilimsellik”, “doğallık” ve “doğa yasaları” kılıfı altında yeniden üretmeye çalışıyorlar. Madem bu kadar insanlığı önemsiyordunuz, insanlığın nesli üzerinde kaygılı düşüncelere sahip idiniz, o zaman neden uçkurunuza sahip çıkmak yerine önünüze gelenle birlikte olmayı kendinize bir hak olarak gördünüz diye sormak gerekiyor. Ve daha sonra aynı şeyi kadınlar da yapmaya başladığında bunu bir “tehlike” olarak yorumluyorlar. Çünkü mevcut düzenleri sarsılıyor. Madem bu kadar doğallıktan ve bilimsellikten bahsediyoruz; örneğin “redpill”in ya da benzeri yaklaşımların iddia ettiği gibi kadınların “hipergamist eğilimleri” sonucu erkeklerin sadece “%5’lik üst bir kesimini” tercih etmesi doğal bir şey değil mi? Bu bir “doğa yasası” değil midir? Bu bir “evrimsel eğilim” değil midir? Madem doğallık, bilimsellik ve evrimsel eğilimler üzerinden giderek yaşanan olaylara dair bir bakış açısı geliştirmek istiyoruz, o halde bu zaten işleyen “doğal bir süreç” değil midir? Nesine bunun karşı çıkıyorsunuz ki? Bu noktada söylenmesi gereken şey şu değil midir; “Ya o %5’lik kesime girin ya da yok olun.” Ama biz ne yapıyoruz; bunu doğallık ve bilimsellik maskesi altında kılıflıyor, ambalajlıyor ve biçimini değiştirerek yeniden kadınlar üzerinde bir “tahakküm kurma mekanizmasına” dönüştürüyoruz. Ve üstelik bunu da aşağılıkça bir şekilde yaparak erkeklere her türlü şeyi yapabilmeyi bir hak ve meşru bir söylem olarak görürken, kadınları “zincirlerle prangalamak” istiyoruz. Kendi tahakküm kurma mekanizmamızı bu şekilde, modern çağın sözde bilimsel ve doğal söylemleri ile uyuşturarak ve bunları araçsallaştırarak dönüştürüyoruz.
Modern zamanları klasik toplumsal cinsiyet beklentilerinden tamamen ayrışarak şöyle düşünelim; erkekler istedikleriyle yatmayı, istedikleri gibi davranmayı kendilerinde bir hak olarak görürken bu durum erkekler için “elinin kiri” olarak değerlendiriliyor ve aynı şeyi bir kadın yapmak istendiğinde ise bu kabullenilemiyor. Bu sefer de kadınların “duygusal olduğu” iddiası üzerinden, bir kadının herkesle yatmasının erkeğin herkesle yatması ile aynı şey olmadığı söylenerek kendilerine yeni bir “meşruiyet zemini” yaratıyorlar. Oysa bu “duygusallık” sanki yalnızca insan türü içerisinde kadın cinsiyetine özgü bir özellikmiş gibi sunuluyor. Erkeklerin bunu çok sık yaptıkları takdirde doğal olarak bundan hiçbir şekilde zarar görmeyeceklerine dair gizli ve örtük bir varsayımla konuşuyorlar. Şunu söylemiyorum elbette ki; sürekli partiden partiye koşmuş, ortamdan ortama atlamış ve affedersiniz onların argo tabiri ile “kucaktan kucağa atlamış” insanların sağlıklı bir zihinsel profile sahip olacağını ya da psikolojik yıkımlar yaşamamış olacağını iddia etmiyorum. Ve bu durum için tam tersi de mümkün olabildiği gibi, bireysel olarak insanlar böyle kişileri tercih etmek zorunda da değildir. Elbette ki bir kadın da böyle bir erkeği tercih etmeyebilir ve bir erkek de böyle bir kadını tercih etmeyebilir. Bunlar son derece normal ve doğal şeylerdir. Ancak bu durumun yalnızca kadınlara özgü olduğunu iddia edenler ne kadar haklı, asıl düşünülmesi gereken mesele bence budur.
Madem ki çok ciddi, hatta “ulvi amaçlarla” neslin yok olmamasını ve tahrip olmamasını bu kadar önemsiyoruz; neden nesli tahrip eden ve her türlü ifsadın kaynağının bir başka yüzü olarak görülebilecek olan erkekler üzerinde bu kadar kontrol mekanizması kurmaya çalışmıyoruz? Neden tüm bu ifsatların ve tahribin sadece diğer yüzünü kadınlar üzerinden görmeye çalışıyoruz? Yani birilerinin istediği şey şu ki; istediği gibi her türlü karşı cinsi sömürebilsin, onları aşağılayabilsin, kendi hormonları için anlık olarak onları kullanabilsin ve daha sonra tertemiz bir şekilde yeni bir sayfa açarak hiçbir şey olmamış ve tüm bunlarda hiçbir katkısı ve payı yokmuş gibi yoluna devam edebilsin. Daha sonra ise tutarsızca ve ahlaksızca bu durumu eleştirmeye kalksın ve tüm bunları yapanlar aynı zamanda daha sonra “temiz bir insan” bulamadığı için bundan ayrıca dert yansın. Burada illaki bu durumu rasyonelleştirmeye ve vicdanımızı rahatlatmaya ya da aklımızı susturmak istemeye gerek olduğunu düşünmüyorum. Çıkıp bir kişi açık açık, “Evet, ben bunları yapıyorum ve daha sonra da bu şekilde birini istiyorum” diyebilir. Bunu neden rasyonelleştirip “meşru bir söylem” hâline getirmeye bu kadar acınası bir şekilde uğraşıyorlar ki? En azından bu şekilde kendilerini açıkça ifade ettikleri takdirde daha “tutarlı bir insan davranışı” ortaya koymuş olacaklardır.
Araştırmacı-Yazar
Mehmet Hüseyin Arslan

