Lağım Çukurundan İktidar Üretmek

Mehmet Hüseyin Arslan
0

 

Yazı Sistemi  Ara Metinler Yazı Sistematiği
Yazarlık Yöntemi  Oluş Yazarlığı
Felsefi Fonksiyon Oluş Hali
Tür  Köşe Yazısı
Seri Köşe Yazıları
Multimedya 🎧 Podcast: yok
▶️ Video:  yok 
🧠 Zihin Haritası: yok
📄 PDF: yok
Üretim / Revizyon 22 Şubat 2026 / -
Alıntı
Alıntı: —

 

Kamuoyu gündemini çok önemli ölçüde etkileyen ve bir “lağım çukuru” haline gelen “sosyal medya”, çoğu zaman koca koca insanların; profesörlerin, bilim insanlarının, öğretmenlerin ve ciddi gördüğümüz toplumdaki birçok önemli kimsenin peşinden sürüklendiği ve onların algılarını köreden bir “zihinsel hapishane” içerisine dönüşmüş durumdadır. Tabii ki bir insanın kendisini ne kadar yetiştirmiş ve geliştirmiş olduğu önemli bir ölçüt olsa da, insanlar sürekli olarak “tepkisel” hareket etmeye zorlandığı takdirde doğal olarak kendisine yakışmayan birtakım davranışlar içerisine girecektir. Hele ki sürekli olarak insanları tepkisel hareket etmeye zorlayan değişkenlere ve etkenlere maruz bırakan “dijital dünya”nın bu “sahte gerçekliği”, bir noktadan sonra kişilerin kim olursa olsun kendi gerçekliğine ve kimliğine yakışmayan bir şekilde “dürtüsel” ve “anlık” hareket etmeye zorlamaktadır. Bu “lağım çukuru”nda, insanların belki de internette hiçbir zaman çoğu zaman denk gelemeyeceği herhangi bir konu, video ya da eylemler ve fikirler seçilip bunun üzerinden bir “gündem” yaratılıyor. Tabii ki bu, “sahte bir gündem” olarak karşımıza çıkıyor; ancak çoğu zaman bunun farkında olamıyoruz. Bu sahte gündemlerle birlikte infial yaratacak birtakım davranışlar her defasında kasıtlı olarak sürekli bir şekilde seçilip önümüze konuluyor. Bu eylemlerin sonucunda insanlar bir sürü halinde birbirlerine hakaretler etmeye, aşağılamaya ve her türlü kötü düşünceyi semerinden boşalmışçasına ortalığa saçmaya başlıyorlar. İnsanların bu şekilde birbirleriyle “kutuplaşması” ve “düşmanlaşması” sonucu, imkân verilse bir anda birbirlerinin gırtlaklarına sarılarak kendilerini yok etmeye kadar gidecek olan bir durum içerisine giriyorlar. Tüm bu yaşananlar, sadece birkaç tartışma, fikir, düşünce ve maruz kaldıkları etken yüzünden oluyor.


İnternetin önemli bir kısmında, maruz kalsak bizi psikolojik olarak “yıkıma”, “şoka” ve “dehşete” sürükleyecek pek çok içerik bulunmaktadır. Tabii ki normal ve sağlıklı insanlar bu tür içerikleri özellikle arayıp bulmaya ve bunu toplumun gözleri önüne sermeye çalışmıyor. Birtakım insanlar ise merakının peşinden giderek bu yola giriyorlar ve daha sonra ya psikolojileri ve zihinsel sağlık sağlıkları bozulmuş bir şekilde bu yol içerisinde devam ediyor ya da görmüş oldukları şeyler karşısında daha fazla dayanamayarak geri çekiliyorlar. Doğal oalrak insanların bir kısmı merakının peşinden gidebilir. Burada ince bir ayrım yapmak gerekiyor. Fakat bir “lağım çukuru” haline gelmiş olan bu “dijital platformlar”daki “algoritmaların köleleri”, kendi öznel, subjektif ve yaşam tarzları ile ilgili olan meseleleri sanki tüm konumuz buymuşçasına sürekli olarak gözlerimizin önüne seriyorlar ve bu gündem hali üzerinden sırada bekleyen diğerleri tarafından bir “sosyal mühendislik” ve “toplum dizaynı”na girişiliyor. Artık bu, farkına varılması gereken çok ciddi bir mesele haline gelmiştir. Ne yazık ki insanların pek çoğu bu durumu fark edemiyorlar. Baktığımız zaman alanında pek çok başarılı işlere imza atmış müthiş profiller ve isminin önünde koca koca “profesör doktor” yazan kimseler dahi bu sahte gündemlerin peşine düşerek “tepkisel”, “dürtüsel” ve “anlık” hareket etmeye sürüklenen bir profil haline dönüşebiliyor. Arayıp bulmak isteyenler için her türlü kötülüğü bulabilmenin mümkün olduğu gibi, yine arayıp bulmak isteyenler için de her türlü iyiliği bulmak mümkündür. Ne yazık ki bu “lağım çukuru”, her zaman için insanları “çatışmaya”, “kaosa”, “kutuplaşmaya” ve “düşmanlaşmaya” sürükleyerek sahte gündemler ve gerçeklikler oluşturan bir “kötülük avı”na dönüşmüş durumdadır. İşin bir diğer yanı ise bu gönderilerin dolaşıma sokulduğu andan itibaren sanki mal bulmuş mağribi gibi bir köşede hazır bekleyen bazı odakların, karşı bir “bilinç manipülasyonu” ve “düzenlemesi” işine girişmesidir. Söz gelimi toplumun belki de gerçek olarak çok az bir kesiminin yaşantısı olan bir mesele ele alınırak bu durumu sanki “mutlak bir gerçeklik” ve herkesin bu hale evrildiği “sosyal bir koşul” gibi lanse ediyorlar.


Sonrasında ise çarpıklık olarak gördükleri bu durum üzerinden sözde kendi “doğrularını” ve “hakikatlerini”, belirli “siyasi ajandalar” ya da sözde “kutsal amaçlar” uğruna yaymaya girişiyorlar. Böylesi bir sahtekârlığa ancak “güç” peşine düşmüş insanlar başvurabilir ve güç peşinde olan kişiler belki buna bir anlam verebilir. Fakat farkında olmayan insanlar için bu durumu anlayabilmek artık gerçekten oldukça çetrefilli bir iş haline gelmiştir. “Kutsal” olduğu söylenen bir amaç ya da “hakikat” olduğunu iddia eden herhangi Bir şey, böylesine kalleşçe manipülasyon işleri ile insanları kendisine çekmeye çalışır mı? Bu bir “güç oyunu” mudur, yoksa güya “hakikatin kendisi” olan şey midir? Bunu sormak ve düşünmek gerekiyor. İnsanlar, kendi doğruları için böylesine “manipülasyonlara”, “kutuplaşmalara” ve trajikomik “düşmanlaşma eylemleri”ne girişiyorlar ve sonra bunları bir “iyilik” uğruna yaptıklarını söyleyerek kendi vicdanlarını rahatlatıyor ve “zehirli düşüncelerini” aklıyorlar. Tabii ki insanlar kendi değerlerini ve doğrularını korumak ve geliştirmek için savaşabilir. Ancak sözde kendi değerlerini ve doğrularını korumanın dışında, “yayılmacı” bir şekilde bunları kalleşçe yöntemler ve kötülükler ile yaymaya çalışmak, kötülüğün kendisinden başka bir şey değildir.


Araştırmacı-Yazar 

Mehmet Hüseyin Arslan



Yorum Gönder

0 Yorumlar

Yorum Gönder (0)
3/related/default