| Yazı Sistemi | Ara Metinler Yazı Sistematiği |
|---|---|
| Yazarlık Yöntemi | Oluş Yazarlığı |
| Felsefi Fonksiyon | Oluş Hali |
| Tür | Köşe Yazısı |
| Seri | Köşe Yazıları |
| Multimedya |
🎧 Podcast: yok ▶️ Video: yok 🧠 Zihin Haritası: yok 📄 PDF: yok |
| Üretim / Revizyon | 22 Şubat 2026 / - |
| Alıntı |
Alıntı: — |
Belki çoğu zaman samimi bir şekilde, belki de sadece “etkileşim alabilmek” ve bazen de “infial yaratabilmek” uğruna insanlar kamera karşısına geçip günlük deneyimlerini bir şekilde anlatabilme ihtiyacı duyuyorlar. Burada pek çok insan gün içerisinde ve kendi yaşamının içerisinde edinmiş oldukları tecrübeleri ve bilgileri bizimle paylaşıyorlar. Bunun önemli bir kısmının “samimi duygularla” yapılıp yapılmadığı konusunda karmaşık düşünceler içerisindeyim. Ancak özellikle “sataşmadan”, “aşağılamadan”, “küfürden”, “hakaretten”, “ötekini ve kendini ayrıştırmaktan” keyif alan bazı insanlar, bu gibi insanların yapmış oldukları paylaşımları kasıtlı olarak sürekli bir şekilde dolaşıma sokup belirli etkileşimler alıyorlar. Belki de bu şekilde duygularını kamuoyuna açan insanlar, samimi duygularla yaşamış oldukları deneyimleri anlatırken “infial yaratmak” gibi birtakım amaçlar gütmüyor olabilirler. Bunu tam olarak bilemiyoruz ama bir kısmı da bunun sonuçlarını biliyor ya da bilerek yapıyor olabilirler. Buna karar verebilmek için “detaylı bir vaka analizi” yapılması gerektiğini düşünüyorum. Oturup tek tek bu gibi kimselerin vaka analizini yapacak yetkinlikte “sosyologlar” ve “psikologların” ise ilgilenmesi gereken çok daha başka problemleri ve önemli bir kısmının da “işsiz” olduğunu dikkate alacak olursak, bu işin ne kadar zor olduğunu sanırım daha iyi anlayabiliriz. Yakın zamanda bir kadın arkadaşımız “kitap okuma şekli” ile ilgili bir video çekmiş ve görebildiğim kadarıyla elindeki kitabı da oldukça dikkatli bir şekilde okuyarak çok düzenli notlar almış ve bunu diğer insanlarla paylaşmıştı. Tabii ki bu durum bahsi geçen kadın arkadaşımızın kendi kitap okuma alışkanlığıdır. Herkesin bir kitap okuma şekli ve okuma zamanı olabilir. Fakat sanki bu, belirli prosedürler halinde yapılması gereken “kamusal bir rutin” ya da “kutsal bir ritüelmiş” gibi insanlar kendi “öznel fikirlerini”, “nesnel hakikatlermiş” gibi ortaya sunarak bu güzel kadın arkadaşımıza pek çok saldırıda ve hakarette bulundular. Bu durumu anlamak gerçekten mümkün değil.
Bilirsiniz, “her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır” ya da “her yiğidin yoğurt yiyişi farklıdır” şeklinde çok güzel bir atasözümüz var. Yani demem o ki insanlar belirli davranış kalıplarını genel kabule uygun şekilde yapmak zorunda değiller. Kaldı ki “kitap okumak” gibi bir eylemin nasıl bir genel kabul şekli olabilir ki? Bunu anlayamıyorum. Özellikle “teknoloji çağında”; telefondan, tabletten, bilgisayardan ve hatta televizyondan ve yeri geldiği zaman “sesli olarak” dahi dinlenebilecek bir eylem haline gelmiş olan kitabın, nasıl herkes tarafından sanki “zorunluymuşçasına” kabul edilmesi gereken bir okuma şekli olabilir ki, bu kulağa gerçekten ilginç geliyor. Bu kadın arkadaşımız gibi yine pek çok farklı konularda kendi yaşamı içerisinde başından geçenleri anlatma ihtiyacı duyan insanlara denk geliyoruz ve belirli “odaklar” tarafından sürekli olarak bu insanlara saldırılıyor. Burada belki de bir kişinin kendi “instagram hikayesine” attığı ya da kendi “sosyal medya hesabında” öylesine rastgele yayınlamış olduğu bir videoyu alıyorlar ve bazen öyle noktalara kadar bu işi getiriyorlar ki; bırakın haber sayfalarını, ilgili konu televizyonlara kadar çıkabiliyor ve “toplumsal bir infiale” yol açabiliyor. Halbuki bu insanlara ilk başta sorabilseydik, belki böyle bir şeyi amaçlamadığını bize söyleyecekti. Ancak “mal bulmuş mağribi gibi” bu insanların yapmış oldukları, belki de “anlık” olan fikir beyanlarını kamuoyunda infial yaratacak seviyede dolaşıma sokan bazı odaklar hem bu insanları “hedef noktası” haline getiriyorlar hem de çoğu kişi bu “absürt durumun” farkına varamıyor. Bir insan kendi hayatı içerisinde “subjektif”, “öznel” ve “şahsına münhasır” fikirleri ile yaşayabilir ve bunları yeri geldiğinde anlatmak ihtiyacı da duyabilir; elbette ki burada bir problem yoktur. Zaten insanların kendi kişisel fikirleri ve hayatlarında ne yapmış oldukları bizleri neden böylesine çılgınca ilgilendirsin ki? Ancak bu şekilde dolaşıma sokulan paylaşımlara gelen “tepkiler”, “hakaretler” ve “saldırılar” ile sanki bu işin “tanrı buyruğu derecesinde mutlak bir hakikati” varmış da bu insanlar bundan sapıyormuş gibi bir şekilde değerlendirilmesi ve saldırılması, oldukça saçma bir durum haline geliyor ve bu şekilde “manipülatif” bir biçimde hayatlarımızın içerisine sızıyorlar.

