Kadınların Özgürlüğünü Dillerinden Düşürmeyenlerin Kız Çocuklarını Katletmesi

Mehmet Hüseyin Arslan
0


Yazı Sistemi  Ara Metinler Yazı Sistematiği
Yazarlık Yöntemi  Oluş Yazarlığı
Felsefi Fonksiyon Oluş Hali
Tür  Köşe Yazısı
Seri Köşe Yazıları
Multimedya 🎧 Podcast: yok
▶️ Video:  yok 
🧠 Zihin Haritası: yok
📄 PDF: yok
Üretim / Revizyon 28 Şubat 2026 / -
Alıntı
Alıntı: —

 

Sürekli olarakkadınların baskı altında olduğunu” iddia eden ve kendilerini “insan hakları”, “demokrasi” ve “özgürlük” gibi değerlerin savaşçısı olarak tanıtan kişilerin, bugün baskı altında olduğunu iddia ettikleri kadınların ülkesinde bir okulu bombalamaları sonucu onlarca küçük kız çocuğunun kanına girdiğine şahitlik ettik. Maalesef ki bu tür ifadeler ile kendilerini her zaman için diğerlerine karşı kendi doğrularını dayatabilecek bir konumda gören malum ülkeler, bugün saldırmış olduğu ülkede onlarca masum küçük kız çocuğunun kanlarını ellerine bulaştırdılar. Üstelik bu insanların kutsal saymış olduğu “Ramazan ayı”nda ve muhtemelen önemli bir kısmının da yetişkin olmasalar dahi inançları ve kültürleri gereği oruç tuttuğu ya da en azından tutmaya çalışanların olduğu bir zaman dilimi içerisinde iken sözü edilen katliam yaşandı. Bu “iki yüzlülük” ve “ahlaksızlık” öylesine bir safhaya ulaşmış ki, adeta yeryüzünde “ilahlık taslayarak yürüyen” bu çevreler, kimin özgürleşeceğine ve kimin özgür olduğuna karar vererek ceberrut bir şekilde sürekli olarak bunu dayatacak bir konumda görüyorlar kendilerini.


Ne yazık ki bir başka ülkeye müdahale edebilmek için bayrak söylem olarak araçsallaştırdıkları kadınları öne süren bu eli kanlı teröristler, bugün onlarca küçük kız çocuğun kanına girerek ne kadar “iki yüzlü” olduklarını bir kez daha göstermiş oldular. İnsanlık adına gerçekten çok üzücü bir gün yaşıyoruz. Ve yine kendi ülkelerindeki birtakım siyasi karşıtlıklar yüzünden ülkelerinin bombalanmasına ve üstelik kendi hem cinsleri yabancıların bombaları altında vahşice katledilmişken, “sevinç çığlıkları ve gözyaşları döküyoruz” diyen birtakım kadınlara da rastgelmiş olmak, bu insani trajedinin bir başka boyutu olarak karşımızda duruyor. Sistemsel eleştiri yapılırken, pek çok değişkene, faktöre, felsefi ilkeye ve tüm bunlarla beraber bahsi geçen toplumların mensup olduğu inancı da göz önüne almamız gerektiğinin büyük bir önem ve ciddiyetle anlaşılması gerekiyor.


Şayet bu ciddiyet olmadan yapılacak herhangi bir eleştiri, çok sayıda değişkene ve faktöre muhtaç bir şekilde bağlı olan konuları basite indirgemek anlamına gelecektir. Artık bir yerden sonra bağnazca bir hale bürünerek sürekli bir şekilde “kadınların özgür olmadığı” söylemini ön plana çıkaranlar ile güya devletleri özgür olan ve özgür olmayan diye eleştirenlerin ve buna çanak tutan insanların, bugün üzücü bir şekilde küçük kız çocuklarının öldürülmesine ses çıkarmadıklarını görmek bahtsızlığını da ayrıca yaşıyoruz. Bu “iki yüzlülerin” bugün katledilen mazlumların kanlarını kendi ellerine de bulaştırdıklarını defalarca hatırlatmak gerekiyor. Buradan anlıyoruz ki aslında ortaya atılan bu söylemler, halk kitlelerini kendi saflarına çekmek ve kendi çıkarlarını kamufle edebilmek için kullandıkları araçsallaştırılmış olan trajedilerdirEvet, trajediler de araçsallaştırılabilir. Bugün şahit olduğumuz kadarıyla bu insanlık suçunu işleyen odakların, aslında ne “kadınların özgürlüğü”, ne “sivil yaşamın refahı” ve ne de “insanların tamamının özgürce yaşaması” ile bir alakası olmadıklarını görüyoruz.


Araştırmacı-Yazar

Mehmet Hüseyin Arslan






Yorum Gönder

0 Yorumlar

Yorum Gönder (0)
3/related/default