Ancak bir "ahmak", "hakikatten yana" bu denli emin konuşabilir. Gerçekten "hayret edilesi" bir durum. İnsanlardan bazıları, "üstün olanın" kendileri ve sözleri olduğunu iddia ediyorlar. Bunu söylerken de gayet tabii bir şekilde kendilerinden eminler. Dünyada "terör estiren", "insanlığa zulmeden" ve "katliamlara sebep olanların" da söylemleri ve eylemleri zaten bu anlama gelmiyor muydu? Onlar da kendilerinin "üstün" olduğunu ve "hakikatin doğru tarafında" yer aldıklarını düşünmüyorlar mıydı? Peki şu an bu "üstünlük iddiasında olanlar" ile dünyanın geri kalanına "dehşeti", "şoku", "kötülüğü", "sömürüyü" ve her türlü "rezilliği" yaşatanlar arasındaki fark sizce nedir, sevgili dostlar? Benim buna dair söyleyecek bir sözüm ve cevabım var. Peki sizlerin bir cevabı var mı? Merak ediyorum. Aradaki tek fark yalnızca ve sadece "güçtür." Bugün "biz üstünüz" diyenler, ellerindeki "teknolojik imkanlar", "finansal güçler" ve her türlü araçla dünyanın geri kalanına kendi "doğrularını", kendi "hakikatlerini", kendi "anlayışlarını" ve "zihniyetlerini" dayatmaktadır. Bunları kabul etmek istemeyenlere karşı ise her türlü saldırıyı "meşru" olarak görüyorlar. Tarihin bir tarafında kendilerini "hakikatin yanında olanlar" olarak gören bu kimseler ile bugün "üstün olan biziz" diyenlerin arasındaki tek fark, henüz bunu diğerlerine "dikte ettirebilecek kadar güç sahibi olamayışlarıdır."
Bu "güç sahibi olmayan", ancak söylemleri ile "üstün olduklarını" açıkça dile getirmekten geri kalmayan kimseler, emin olun ki gücü ele geçirdiklerinde şu an dünyaya karşı "terör estiren" ve türlü "zulmü" yapan diğerlerinden pek bir farklı olmayacaktır. Bu nasıl bir tavırdır ki kendisinden bu kadar emin bir şekilde diğerlerine karşı "üstün" ve "hakikatin tecellisi" olduğunu böyle fütursuzca iddia edebiliyorlar? Tarih boyunca yaşanmış olan pek çok "zulmün" ve "kötülüğün" asıl kaynağı da zaten bu değil miydi? Kendi "doğrularından" bu kadar emin olan insanlar tarafından bir an için bile olsa göz kırpmadan işlenmemiş miydi her türlü "fenalık"? Böylesi düşünceler içerisinde insanlığın "vicdanının" karamsarlığa kapılmaması elde mi? Sırf "makam", "mevki", "güç" ve "statü" elde edebilmek için başkalarının çizmiş olduğu sınırlar içerisinde "aslan kesilenler", sahipleri tarafından o sınırlar daraltıldığında "süt dökmüş kediye" dönüveriyorlar. Yahut o sınır genişletilmeye başlandığında bu "dalkavuklar" adeta birer "ejderhaya" dönüşüveriyorlar. Ne kadar "aşağılık" ve "pislikçe" bir eylem. Kendi "hür iradeleri" yokmuş gibi "güç odaklarına" dalkavukluk ediyorlar. İşte tüm bu "örüntü", tarih boyunca insanlığı, dünyayı, çevreyi, doğayı, kadınları, erkekleri ve çocukları "felakete sürüklemiştir." Peki emin olabileceğimiz "hakikatler" yok mudur? Evet, emin olabileceğimiz bazı şeyler vardır. Ancak bunların ne kadarı "bilgi denizi" karşısında gerçekten emin olabileceğimiz şeylerdir ki ve tüm bunlardan bir "doğa kanunundan" emin olabildiğimiz gibi emin olabilir miyiz? Tüm tarih boyunca insanlığın başına "felaketleri", kendi "doğrularından asla şüphe etmeyen" kimseler getirmiştir.
İnsanın kendi "doğrularından şüphe etmesi" aslında çok kötü bir şey değildir. Herkesin inanmış olduğu ve şüphe etmediği "doğrular" olabilir. Lakin kendi "doğrularını" bir başkasına dayatmak noktasına kadar varan "çılgınlıklar", bizim asıl problemimizdir. Bir başkası üzerinde "tahakküm kurmak isteyen", kendisi gibi düşünmeyene "saygısı olmayan" ve kendisinden başka herkesi "zararlı gören" insanlar yüzünden yaşıyoruz tüm bu "kötülükleri." Şayet bir kişi konuşmuş olduğu dilin "üstün olduğunu" söylüyor ise, ama velakin bunu kimseye dayatmıyor ve bu fikir sonucunda "tahakküme", "katliama", "ezilmeye" ve "sömürüye" yol açmıyorsa, burada aslında çok büyük bir problem yok diyebiliriz. Kişilerin kendi dünyalarında ne düşündükleri ve kendilerini "dev aynasında" görüp görmedikleri dahi çok problem edilecek bir mesele değildir. Ancak hem böyle olup hem de bunu başkalarına "dikte" ve "kabul ettirmeye" çalışanlara gelince, işte asıl mesele bu "tiranlardır." Emin olun ki bu "kötülüğü işleyen" insanlar sıradan insanlar ya da sokaktaki halk değildir. Bu kimseler, bizim belirli bir "eğitim seviyesinde" gördüğümüz, "saygın olduğu düşünülen" ve çoğu zaman toplumda önemli bir yerlere gelmiş olan kişilerdir.
Araştırmacı-Yazar
Mehmet Hüseyin Arslan