| Yazı Sistemi | Ara Metinler Yazı Sistematiği |
|---|---|
| Yazarlık Yöntemi | Oluş Yazarlığı |
| Felsefi Fonksiyon | Oluş Hali |
| Tür | Köşe Yazısı |
| Seri | Köşe Yazıları |
| Multimedya |
🎧 Podcast: yok ▶️ Video: yok 🧠 Zihin Haritası: yok 📄 PDF: yok |
| Üretim / Revizyon | 27 Nisan 2026 / - |
| Alıntı |
Alıntı: — |
"YÖK" tarafından yayımlanmış olan son genelgelerden birinde, "lisansüstü kadın öğrencilere" azami süre içerisinden sayılmayacak olan "iki dönemlik doğum hakkı" için ek süre tanınmıştır. Bunun yanı sıra, "kadın araştırma görevlileri" için de böyle bir ek süre tanınmış olduğunu gördüm. Aynı durum ise "erkeklerin askerlik durumu" söz konusu olduğunda ya tam olarak geçerli olmuyor ya da kadınlara verilen haklardan daha eksik olan bir hak tanınıyor. Örneğin, "erkek araştırma görevlileri" askerlik için görevlerinden ayrılmış oldukları süre boyunca "ücretsiz izne" ayrılmış olarak kabul ediliyorlar ve döndüklerinde ise görevlerine kaldıkları yerden devam edebiliyorlar. Aynı durum, "lisansüstü erkek öğrenciler" için de azami süre içerisinden sayılan bir "kayıt dondurma hakkına" denk geliyor ve kayıt dondurma hakkınız normal azami kayıt dondurma süresi içerisinden sayılıyor. Bu "çifte standart" durumunun, çoğu zaman hayatın diğer alanlarında da aslında böyle olduğunu ifade etmek gerekiyor. Eminim ki zaman zaman çoğumuz bu "çifte standart örneklerine" şahit oluyoruzdur. Bugün bir kadının nasıl giyineceğine karar vermek, yakın bir geçmişte gündemimizi meşgul eden ciddi bir konuydu. "Kadınların başörtülerine" ve "kılık kıyafetlerine" karışmak bugün anormal olarak karşılanıyor olsa da erkeklerin "saç kesiminden", "sakal kesimine" kadar pek çok şeye bugün hâlâ karışılıyor ve bu gayet normal bir şey olarak görülüyor.
Bugün herhangi bir kadının başına geçirmiş olduğu bir nesneyi sorgulamak yahut da kadınların giyimlerini düzenlemeye girişmek bile büyük sıkıntılar yaratabiliyor. Bu durumun ne kadar "absürt" bir şey olduğunu ifade etmek için, kadınların giyimi meselesi yüzünden bugünlerde ülke bombalandığını ve bu meselenin tüm bu bombardımanlar için "meşruiyet algısı" yaratmakta kullanıldığını hatırlatmak isterim. Bu satırları birkaç yüzyıl sonra okumayı başarabilecek insanlar için korkunç derecede "gülünç" bir mesele olarak görülecek bu durum, bugünlerde bizim dünyamızın bir gerçeği olarak karşımızda duruyor. Aynı "giyim kuşam" ve bir insanın kendi "bedeni üzerindeki söz hakkı" özgürlüğü ise çoğu zaman erkekler için geçerli değildir. Kısa bir anımı anlatmak istiyorum sizlere: Hiç unutmuyorum, bir gün 5. sınıfa giderken havanın oldukça soğuk olduğu bir kış gününde okula giderken başıma bere takmıştım. O gün gerçekten çok fazla üşüyordum. Sabah okulun bahçesinde sıraya geçtikten sonra, sıra hâlinde sınıflara doğru giderken öğretmenlerden bir tanesi başımdaki bereyi çıkarmamı istemişti. Başka bir öğretmen ise ona itiraz ederek, “bırak taksın, hava zaten çok soğuk” şeklinde çıkışmış ancak yine de beremi çıkararak sınıfa gitmek zorunda kalmıştım. Yine yakın bir zamanda benzer durumlarla karıştığım birtakım olaylar da yaşanmıştı. İnsanların başlarına ne geçireceğine ve başlarına ne taktıkları ile ilgilenmek konusunda oldukça ilginç bir geçmişe sahip bir ülkeyiz. Aynı şeyleri direkt olarak bir kadına yapamayacak olan kimseler, sırf karşısındaki kişi "erkek" olduğu için takmış olduğu "şapkaya", "sakalına", "saç kesimine" ve daha başka şeylerine karışabiliyor. Bu "temel bir insani haktır." Sadece kadınlara ya da erkeklere özgü olan bir özgürlük değildir. Bunu yeterince idrak edemeyen insanlar arasında, önünde koca koca süslü "akademik", "bürokratik" ve "siyasi unvanlar" olan insanlar bulunmaktadır.
Nitekim görüldüğü kadarı ile toplum içinde insanların, kadın ve erkek fark etmeksizin başkalarının başlarına ne geçirdiği ve nasıl giyinmiş oldukları hakkında yorum yapmakta oldukça "mahir" ve insanların kendi bedenleri üzerinde taşıdığı herhangi bir nesneye karşı kendi "görüşlerini" ve "inisiyatiflerini" dikte ettirme konusunda da oldukça "hevesli" bir topluma sahibiz. Sözün özü, bazı durumlarda kadınlara tanınan haklar farklı sosyal koşullarda erkeklere tanınmıyor ve bu "çifte standart örnekleri" ile çoğu zaman karşılaşmak zorunda kalıyoruz. Elbette ki kadınlara herhangi bir hak tanınmaması gerektiği düşüncesi buradan çıkarılmamalıdır. Dikkat edilirse kadınların da hâlâ sosyal hayat içerisinde önemli bir bölümünün pek çok konudan dolayı "dezavantajlı" oldukları görülecektir. Bu uyarıyı dikkate alarak söz konusu tartışmalar içerisinde birtakım "çözümler" geliştirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Ancak özellikle kadınlara sosyal statülerinden dolayı tanımlanan bazı hakların, erkeklerin sosyal statüsü için yeteri kadar "önemsenmediğini" ve bu "çifte standartlara" gün geçtikçe şahit olmak durumunda olduğumuzu görmek, açıkçası oldukça "üzücü" bir durumdur.
Araştırmacı-Yazar
Mehmet Hüseyin Arslan

