Sosyal medyada insanların birtakım "filozofların", "bilim insanlarının" sözlerini alıntılayarak o sözler üzerinden bu insanlara kendilerince saldırması; anlamlandırmakta zorlandığım ve "cehaletin bir başka yüzü" olarak isimlendirmenin dahi bence yetersiz geleceğini düşündüğüm bir konudur. Bazen eğlenmek için ve bazen ise farklı fikirleri görebilmek için bu gibi paylaşımları yapan sayfalara ara sıra göz atıyorum. Ancak son zamanlarda farkına vardım ki bu insanlar, kendilerince bazı yazarlardan ezberlemiş oldukları birkaç şeyi sürekli olarak "espri" çevirmek ve kendilerince dalga geçmek için yapmış oldukları bu eylemi bir yerden sonra "ciddileştirebiliyorlar."
Şunu unutmamak lazımdır ki hiçbir "bilim insanının", "filozofun", "düşünürün" ya da "yazarın" yazmış olduğu metinleri sistematik olarak incelemek ve eleştirmek asla sağlıklı bir yöntem değildir. Bir fikrin ve düşüncenin temelini çok kısa bir şekilde anında yok edebileceğini düşünerek ilgili "bilim insanlarının", "filozofların", "düşünürlerin" ve "yazarların" görüşleri ile sistemlerini çok kolay bir şekilde çökertebileceğini düşünen ve bunu çok iyi bir şekilde yapabildiğini iddia eden varsa, onlara karşı söyleyecek bir sözüm yok. İnsanların yıllar boyunca emek vermiş oldukları metinleri birkaç sayfa dahi okumadan hunharca eleştirmek ve kitaplardan alınan alıntılarla "partizanlık" yapar gibi "retorik" peşinde koşmak; ne "bilimsel bir yaklaşım"dır ne de bilgi anlamında pek bir değerinin olduğu iddia edilebilecek bir eylemdir. Örneğin, "felsefe sayfalarının" çoğunda bazı insanlar filozofların düşünceleri konusunda "futbol takımı tutar gibi" paylaşımlar yapıyorlar ve bu paylaşımların altında uzun uzun tartışmaya girişiyorlar. Filozoflar birbirlerinin fikirlerini yok edebilir, iptal edebilir ve hatta geçersiz kılarak tartışmanın yönünü değiştirebilirler. Ancak üzerine tartışılan konu, o andan itibaren başka bir aşamaya geçerek tartışmanın konusu başka bir boyuta taşınır.
Zaten "felsefe" de tam olarak bu değil midir? "Sokrates" ve "Nietzsche" arasındaki gerilim buna iyi bir örnek olabilir. Lakin burada tartışma bu iki kutup arasında da kalmaz ve başka bir boyuta daha evrilir. Böyle olması da gerekir. Bu olmadığı takdirde yapılan şey artık bir "felsefe" değil, daha çok "felsefe tarihi dedikodusu" mahiyetinde kalacak olan bir şeydir. Bunun gibi durumları iyice anlamak ve idrak etmek gerekiyor. Bunu beceremeyen ya da buna yönelik hiçbir çaba göstermeyen insanların, kimi zaman "felsefeye", kimi zaman "bilime", kimi zaman ise herhangi bir "insani faaliyete" karşı acımasızca eleştiriler yönelttiğini görmek; "bilgiye değer veren", "bilgi peşinden koşan" ve buna emek harcayan insanların ne kadar değersizleştirildiğini ortaya koymaktadır. Belki de yapılan bu şeye "tartışma" ve "eleştiri"nin dışında farklı kavramlar bulmak gerekiyor. Çünkü "tartışma" ve "eleştiri" ciddi "felsefi eylemler"dir. Burada yapılan şeyin ise "felsefe" olduğu bile meçhuldür.
Araştırmacı-Yazar
Mehmet Hüseyin Arslan