| Yazı Sistemi | Ara Metinler Yazı Sistematiği |
|---|---|
| Yazarlık Yöntemi | Oluş Yazarlığı |
| Felsefi Fonksiyon | Oluş Hali |
| Tür | Köşe Yazısı |
| Seri | Köşe Yazıları |
| Multimedya |
🎧 Podcast: yok ▶️ Video: yok 🧠 Zihin Haritası: yok 📄 PDF: yok |
| Üretim / Revizyon | 7 Mayıs 2026 / - |
| Alıntı |
Alıntı: — |
"Kitaplar", dünyamızı değiştiren en önemli unsurların başında gelmektedir. Sanırım bunun önemi yeterince anlaşılmıyor olmalı ki, bazıları tarafından "kitap okumanın beyhude bir iş olduğu" söyleniyor ve bu şekilde insanların zihinleri bulandırılıyor. Birtakım kimseler, çok fazla kitap okuyarak büyük değişimler ve aydınlanmalar yaşamadıklarını ve ayrıca, güya çok fazla okuyan nitelikli insanların "gerçeklerden koparak duygusal ve zihinsel olarak telef olduğunu'' söylüyorlar. Bu söylemin hemen ardından ise keyfi olarak "edebi türleri" okumaya bir sözlerinin olmadığını belirtiyorlar. Bu düşüncelere sahip olan insanlar, diğerlerinin keyfi olarak edebi türler dışında da okuma yapabileceğini nedense görmezden geliyorlar. Yine başka bir yerde ise onlarca kitap okuduğunu söyleyen birinin, okumanın "boş insan" işi olduğunu iddia etmesi ve saatlerce bir başkasının gözünden düşündüğümüz için "zihnimizin köreleceğini" düşünmesi de oldukça ilginç bir yorum olarak insanın havsalasını zorlamaktadır. Son olarak ise bilgili olmak için kitap okunmaması gerektiğini belirterek; bundan sonra "makale" okuyarak daha fazla verim alacağını ve herkesin de böyle yapması gerektiğini iddia ediyor. Herhalde bu insanlar, makalelerin yazarlara bilinmeyen bir kaynak tarafından "vahiy yoluyla" dikte ettirildiğini düşünüyor olacaklar ki; kitap okumanın boş bir iş olduğunu iddia ederek, onlarca kitabı okuyarak araştıran ve bunlardan notlar çıkaran insanlar tarafından yazılmış olan metinleri okumanın daha verimli olacağı varsayımı ile hareket ederek kitaplara saldırıyorlar. Buradaki "mantık safsatasına" dair pek bir şey söylemek istemiyorum; ancak birazcık düşünen birisi, "Madem kitap okumak boş bir iş, o halde kitap okuyarak araştırma yapanların yazmış olduğu makaleler sonuç olarak nasıl boş bir iş olmuyor?" diye ayrıca düşünmelidirler. Öncelikle şu konuda açık olmalıyız ki: Bir insan ne için okumak ister? Bir kitap ne için okunur? Bu sorulara vereceğimiz onlarca cevap olabilir. Burada gözden kaçan önemli bir husus ise başkalarının onlarca kitabı okuyarak yazmış olduğu araştırma metinlerini okumayı daha kolay ve verimli bir yol olarak gören kişilerin; aslında bir "tembelliği ve aylaklığı" örtük bir şekilde övdüğü ve kendi tembellikleri ile aylaklıklarını bu şekilde meşrulaştırdığı görülmektedir.
Elbette ki uzmanların yazmış olduğu metinlere başvurmak gerekir. Bir alanda yıllarca okumuş, yazmış ve çizmiş değerli "bilim insanlarının, akademisyenlerin ve düşünürlerin" araştırma metinlerini okumak bize çok şey katacaktır. Ancak kitap okumanın boş bir iş olduğunu söylemek için birilerinin bizim yerimize kitaplar okuyarak araştırma makaleleri yazmasını ve daha sonra ise bizim sadece bunları okumamız gerektiğini ön plana çıkarmak, oldukça hayret verici bir bakış açısıdır. Tarih boyunca pek çok büyük devrim, savaş, düşünce, dini hareket ve daha birçok şey; temelde yazılmış olan metinlerden ve kitaplardan ya "referans" almıştır ya da mevcut olayların ve olguların oluşması için gereken ortamı yine bu metinler ve kitaplar sağlamıştır. Bir kitabın "dünyayı değiştirebilme gücünü" hafife almak bence doğru bir yaklaşım olmayacaktır. Bu tür insanların daha derinlerde bir yerde olan yaşanmışlıklarının "psikanalitik" bir gözle analiz edilmesi gerektiği ve ayrıca farklı "psikolojik rahatsızlıkların" olduğunu düşünüyorum. Tüm bu iddia ve söylemlerin ise bunun bir "dışa vurumu" olduğu kanısındayım. Çünkü görebildiğim kadarıyla bu eleştirileri yapanların önemli bir kısmı içerisinde; yıllarca okuduğunu ve tüm bu sürecin neticesinde eline hiçbir şey geçmediğini söyleyen insanlar da bulunuyor. "Bilginin peşinden koşmak, okumak, öğrenmek ve araştırma merakına sahip olmak" ve bunu sadece bu duygularla yapabilmek gibi bir erdemi, davranışı ve özelliği sanırım çok uzun yıllar önce yitirmişiz. Çünkü bize "ticari" olarak bir şey katmayan bilginin işe yaramadığına dair bir şartlanma içerisine girmişiz. Sanırım bir diğer önemli husus ise bu kimselerin, hangi tür kitapların okunmasının gerçekten "boş iş" olduğunu daha detaylı bir şekilde bizlere açıklamalarını istemektir. Örneğin; antropoloji kitapları okumak mı boş bir iş yahut; psikoloji, felsefe, fizik, kimya, biyoloji, dinler tarihi, mitoloji, siyasal tarih, ekonomi gibi pek çok türe ve seçeneğe sahip olduğumuz kitapları mı okumak boş iştir? Şükürler olsun ki, çok farklı dallarda okuyabileceğimiz çok sayıda esere ve bunlara tek bir tuşla ulaşabileceğimiz "dijital imkanlara" sahibiz. Şayet böyle bir imkanımız olmasaydı ve bu düşüncede olan insanların inisiyatifine kalmış olsaydık, acaba dünyamız nasıl bir yer olurdu? İronik olan şu ki: Bu düşünceleri sosyal medyada büyük bir şevkle ifade eden bazı kimseler, güya kendi sayfalarında "içerik yazarlığı" yapıyorlar ve düşüncelerini bizlere bir kitabın asli unsuru olan "yazı" ile iletiyorlar. Sanırım modern dünyada kitap yazmak ve okumak yerine, kısa yoldan hemen bir "Youtube videosu" ile bir şeyleri öğrenebilmek ve bunları fütursuzca sosyal medyada yazmak insanlara daha makul geliyor. Korkarım ki "yapay zekadaki" bu gelişmeler sayesinde artık bunları da yapmayacak ve yapay zekadan bizim için tüm bunları özetlemesini isteyerek daha garip bir yola doğru savrulacağız.
Son bir husus daha var ki bu da ayrı bir faciadır. Tüm bu insanlar yazmış oldukları yazılara "makale" ismini veriyorlar. Doğrusu makalenin edebi bir tanımı olduğu gibi, ben bir araştırmacı olarak daha çok işin "akademik" yönüne bakıyorum. Zaten bugün makale denilince çoğu kimsenin burada kastedilen şeyin "araştırma metinlerini" olarak anladığını varsayıyorum. Ya da durum gerçekten öyle değildir ve ben bir araştırmacı olduğum için makalenin sadece bu yönünü gören bir düşünceye sahibimdir. Tüm bu nedenlerden ötürü; bilimsel ve akademik metotlara uygun bir şekilde düzenlenmiş ve tasarlanmış metinlerin "makale" olduğunu düşünüyorum. Örneğin şu yazıma "makale" diyecek pek çok insan vardır. Bu tür düşünce yazılarını ya da deneme yazılarını ve daha pek çok yazıyı "makale" diye paylaşan insanlara da ayrıca rast geliyorum. Sanırım makalenin ne olduğunu yeterince bilmiyorlar. Unutmayın ki: "Kitaplar, dünyayı değiştirebilecek kadar etkili olan iletişim yollarından biridir." İnsanların neyin, nasıl ve neden okuyacağını bilmek için sağlam bir "metodolojiye" sahip olması da ayrıca gerekli ve önemlidir. Fakat bu metodolojiden önce insanların kimden hangi bilgiyi alacakları ve sosyal medyada "bilgelik taslayanlardan" herhangi bir şey almamaları gerektiğini yeterince kavramaları daha elzem bir husustur. Araştırma meraklısı olan insanların bu meraklarını giderebilmek için yapabilecekleri en iyi iş; "bilimsel metodoloji" ve "okuryazarlığa" sahip olmalarıdır. Bunun yanı sıra, kitap okumanın boş bir iş olduğunu söyleyerek saatlerce bir başkasının gözünden düşünmenin zihnimizi körelttiğini iddia edenlerin; yine kendi gözlerinden yorumlamış oldukları kitap dünyası hakkındaki fikirleri konusunda "dikkatli olmanız" uyarısı ile sözlerime son veriyorum.
Araştırmacı-Yazar
Mehmet Hüseyin Arslan

