| Yazı Sistemi | Fikir Günlükleri Yazı Sistematiği |
|---|---|
| Yazarlık Yöntemi | Muharrik Yazarlık |
| Felsefi Fonksiyon | Muharrik-i Efkar |
| Tür | Deneme |
| Seri | Fikir Günlükleri |
| Multimedya |
🎧 Podcast: yok ▶️ Video: yok 🧠 Zihin Haritası: var 📄 PDF: yok |
| Ana Kavramlar | — |
| Üretim / Revizyon | 22 Aralık 2025 / - |
| Kısa Özet | — |
| Okuma Süresi | — |
| Alıntı |
Alıntı: — |
Yani en nihayetinde varacağımız yer epistemoloji. Yani felsefedir. Ne yazık ki pek çok akademisyen yahut bilim insanı bilim felsefesi ve bilim sosyolojisi eğitimi almadan bilimin ne olduğu hakkında sanrılara dayanarak konuşmaktadır. Thomas Kuhn'un işaret ettiği gibi mevcut paradigma içerisinde sadece görevlerini yapan bu kimseler bir bilim teknisyeni gibi hareket etmektedir. Bu durum onları alanları dışındaki herhangi bir konuda kolayca yanılgıya düşen hatta kimi zaman komple teorilerine inanan bir konuma getirmekle beraber bilimin dinamiklerini anlamaktan ve bilginin doğasını idrak ederek kavrayabilmekten uzak bir halle büründürmektedir. Bilimi anlayabilmek sadece deney yapmakla, makale okumakla yahut tez yazmakla alakalı değildir. Bilimi anlamak epistemolojiyi kavramaktan geçer. Bilim insanlarının aynı zamanda eğitimci yönü de bulunmaktadır. Buradaki bir diğer önemli mesele de eğitimci ciddiyetlidir. Bilim insanları yalnızca bilgiyi üretmekle kalmaz, o bilgiyi bir kültür haline dönüştürür ve toplumsal deminimi sağlarlar. Ne yazık ki bilim insanlarının bu yönünde de ciddi bir yozlaşma yaşanmaktadır. Öğrencilerine karşı tavırlarından, kamusal alandaki davranışlarına kadar bir bilim insanından beklenen vakar, sorumluluk, erdem ve fazilet duygularının yerine çoğu zaman lavbalilik, umursamazlık, alaycılık ya da gündelik şovmenliğin izlerini görmekteyiz.
Bu sınavı geçemeyen bilim insanları bilgilerini kamu yararına yeterince aktaramadıkları gibi kaybettikleri şeyler ise bilgiyi kişisel itibar aracı haline getirerek kendi kişiliklerini küçük düşürmektir. Bugün çoğu bilim insanı yalnızca kariyerini riske atmamak için dikkatli davranırken bilimsel ciddiyeti korumak için gereken çaba çok daha az bir kesim tarafından gösterilmektedir. Bu ikisi arasındaki fark gerçekten çok büyüktür. Kariyeri riske atmama duygusu korkudan doğarken bilimsel ciddiyetini korumak ervemden geçmektedir. Benim yapmış olduğum gözlem ise bilimsel ciddiyetin akademi dünyasındaki önemli bir çerçevede bir fazilet değil bir eksiklik gibi görünmesi ve bu ciddiyetin yeterince idrak edilmemesiyle alakalıdır. Doğası gereği ağır başlı ve arayış içinde, sorgulama içerisinde olması gereken bilim insanları mizahan eleştirimin ya da özgürlüğün düşmanı değildir elbette ki fakat bu ağır başlılık bilakis onları anlamlı kılacak olan şeylerdir. Belki de bugün yeniden düşünmemiz gereken şey bilim insanı olabilmek için bir şey bilmekten çok bilmediğinin bilme sorumluluğunu taşımak ve bilginin doğasını ve insan zihnini anlamaktan geçtiğini idrak edebilmektir. Bu sorumluluğu kaybolduğunda ortada sadece bir meslek kalacaktır ve emin olun ki çoğu akademisyen bilim insanı değildir ama çoğu bilim insanı akademisyenlik potansiyeline ve yeteneklerine sahiptir. Bilimsel ciddiyetin ruhunu koruyabilmek için ciddi bir etik ve etik felsefesinin yanı sıra yaşam pratiği deneyimlerinin öğrenilmesi ve özümselerek bilim camiasında uygulanması gerekiyor.
Araştırmacı-Yazar
Mehmet Hüseyin Arslan

