Her Şeyi Rasyonalize Etmek

Mehmet Hüseyin Arslan
0
Yazı Sistemi  Ara Metinler Yazı Sistematiği
Yazarlık Yöntemi  Oluş Yazarlığı
Felsefi Fonksiyon Oluş Hali
Tür  Köşe Yazısı
Seri Köşe Yazıları
Multimedya 🎧 Podcast: yok
▶️ Video:  yok 
🧠 Zihin Haritası: var
📄 PDF: yok
Üretim / Revizyon 18 Ocak 2026 / -
Alıntı
Alıntı: —

 

“Rasyonalize edebilmek” türümüzün en büyük yeteneklerinden birisi. Fakat sizce de her şeyi rasyonalize etme ihtiyacı ve anlayışı garip değil mi? Örneğin, bu köşe yazılarının mümkün olabilmesi için dahi bu alanı rasyonalize etmeye çalıştım. Elbette ki bunda “düşünür kimliğimin” büyük bir etkisi vardı. Fakat her şey rasyonalize etme düşüncesi acaba bir obsesyon mu diye bazen düşünüyorum. Çünkü “okb rahatsızlığım” var ve buradaki obsesyonlardan hareket ederek düşünce tarihine ve alanına baktığımda bazen sanki tanıdık olan durumlar ile karşılaşıyorum. Ayrıca bu rahatsızlığın yaratmış olduğu durumlar bazen beni oldukça zor bir duruma düşürebiliyor. Çünkü aniden “okb rahatsızlığımın” tetiklendiği herhangi bir durumda istemediğim hareketleri “ritüelleştirerek” yapmaya çalışıyorum. Bu, çok fazla düşünmek için ve iyi düşünmek için etkili bir şekilde kullanılabilecek olan bir silah iken ayrı olarak şunu da düşünmeden edemiyorum: “Her şeyi rasyonalize etmek” günün sonunda bizi nereye getirebilir? Bir kişi herhangi bir şeyi sırf yapmak istediği için yapıyor olamaz mı? “Rasyonalize etmek” şart mı? Tabii ki bunu normal şeyler için söylüyorum. Büyük düşünce sistemleri, medeniyeti yeniden yorumlayacak, kurgulayacak ve belki de kökten değiştirecek olan sistemler için bu durum geçerli olmayabilir. Yahut günün sonunda yapacağımız “bilim ve felsefe” için bu elbette ki böyle olmayabilir. Fakat günlük hayatın içerisinde her şeyi rasyonalize etmek zorunda mıyız? Ya da “rasyonalize etmek” dediğimiz şey gerçekten ne anlama geliyor ve bunu hangi bağlamda ele alıyoruz?


Çünkü şu an bu yazıyı yazarken de bir yandan düşünüyorum, ama “düşünür kimliğimin” etkisinden en azından bir nebze olsun arınmış bir şekilde düşünüyorum. Her şeyi muazzam saflıkta, mantıksal tutarlılık içerisinde ve çelişmezlik esasıyla düşünmüyorum. “Rasyonalize etmek”, “düşünmenin” farklı bir merhalesi olabilir diyelim o halde. Ve günün sonunda şunu fark ediyorum ki insan bazen bir şeyi “sırf yapmak istediği için” yapabilir ve bu çok büyük sonuçlara yol açacak bir eylem değil ise bunun rasyonalize edilmesinin bence çok bir gereği yok diye düşünüyorum. Fakat şöyle bir durum daha var: “Büyük eylemlerin rasyonalize edilebilmesi” bir yandan da paradoksal bir şekilde “aklın tahakkümüne” doğru bizi sürüklüyor. Tarihi ele aldığımızda pek çok diktatörün, katilin ve “eli kanlı rejimin” kendince eylemlerini rasyonalize edebildiğini görüyoruz. Burada önemli olan bunların karşı bir şekilde de rasyonalize edilebilecek olması değil. Söylemek istediğim şey, “rasyonalize etmenin” bazen “vicdanımızı, duygularımızı ve hislerimizi” köreltebiliyor olmasıdır.


İnsan “düşünen bir varlık” olduğu gibi aynı zamanda “hissedebilen ve duyguları olan bir varlıktır.” Bu çoğu zaman sanki göz ardı ediliyor ve sadece düşünebilen varlıklar olduğumuz ele alınıyor. Oysa biz “acıyı, özlemi, sevgiyi” ve daha pek çok hissi ve duyguyu düşünebilme yetimiz gibi diğer canlılardan çok daha derin ve yoğun bir şekilde yaşayan varlıklarız. Bu bakımdan ileride “makinelerin” ya da “yapay zekaların” bizi geçeceği söylenebilse de rasyonalize edebilmek “insan olmanın ölçütlerinden sadece birisidir.” Ve bizler basit “hesap makinesi olan varlıklar” değiliz. Bu bağlamda makineler ve yapay zekalar hiçbir zaman bizim hissedebildiklerimizi hissedemeyecekler diye düşünüyorum.


Araştırmacı-Yazar

Mehmet Hüseyin Arslan



Yorum Gönder

0 Yorumlar

Yorum Gönder (0)
3/related/default