| Yazı Sistemi | Ara Metinler Yazı Sistematiği |
|---|---|
| Yazarlık Yöntemi | Oluş Yazarlığı |
| Felsefi Fonksiyon | Oluş Hali |
| Tür | Köşe Yazısı |
| Seri | Köşe Yazıları |
| Multimedya |
🎧 Podcast: yok ▶️ Video: yok 🧠 Zihin Haritası: var 📄 PDF: yok |
| Üretim / Revizyon | 18 Ocak 2026 / - |
| Alıntı |
Alıntı: — |
Kaderin “sırrını” çözdüğünü söyleyen biri, sırf takip ettiği siyasetin gerçekleşmesi için büyük güçlerin, kendi “inanç kardeşlerinin” bombalamasını onaylıyor ve bu bombardımanın “vatandaşlık bağı” ile bağlı olduğu devletin kendi topraklarından başlatılması için teşvik etmeye çalıştığını, ağzından salyalar akıtarak anlatıyor. Bu nasıl bir mantık ki, “iyi şeylerin” olabilmesi için önce “kötü şeylerin” yaşanması gerektiğini meşrulaştırıyor ve tüm bu kötülüklerin, iyi bir şey olabilmesi için gerekli olduğunu iddia edebiliyor? Bu nasıl bir inanç sistemi ki, koskoca “hakikatin” kendisi, gerçekliğe tezahür edebilmek için belirli bir kavme, etnik kökene ve devlete bağımlı olabiliyor? Hâlbuki “hakikat iddiasına” sahip olan bu sistemin kendisi, doğrudan metinleri içerisinde hitap ettiği kitleye karşı, zorunluluk olarak illa bu kitleye bağlı olmadığını ve “yeni bir kitle” bulabileceğini söylüyor. Zaten buradan hareket eden bazı kimseler, hakikat iddiasına sahip olan bu sistemin, doğrudan muhatap aldığı kitle yerine bir süre sonra “kendilerinin geçtiğini” iddia ediyorlar.
Ancak, tıpkı kendilerinin diğerlerinin yerine gelmesi gibi, başkalarının da kendilerinin yerine gelemeyeceklerini asla kabullenemiyorlar. İşi o kadar ileri götürüyorlar ki, sanki “hakikatin kendisi” bu arkadaşlara muhtaçmış gibi böbürleniyorlar. Hâlbuki gerçekten bu sistem hakikat ise, kaderin “sırrını” çözdüğünü söyleyerek her türlü rezilane ve kepaze durum ile sonunda “iyiliğe ulaşmayı” amaç edinenlerin, bizzat kendileri hakikat tarafından cezalandırılmalıdır. Doğrusu, işte bu gerçekten “ilahi adalet” olurdu. Bugün, sırf kendi siyasi ajandaları ve hırsları için; kendi inanç kardeşlerinin bombalanmasından, kardeş ülkelerin ifsat edilmesine kadar pek çok rezilliği, sonunda “emperyal bir güç” olabilmek ve bu gücü de “bir başkasının kayığına binerek” elde etmek için yapanlar, yarın hakikatin “tek gerçek temsilcileri” yerine, hakikatin bizatihi kendileri olduğunu da neden iddia etmesinler ki?
Bu nasıl bir zihin yapısı ki, anlatırken dahi ne kadar iğrenç bir düşünce yapısı olduğu ortaya çıkan bu rezil durumu, hakikatin kendisine yakıştırabiliyor? Bu nasıl bir hakikatmiş ki, ortaya çıkabilmek için böylesine rezil bir ilişkiler ağı içerisinde yer alabiliyor? Başkasının kayığına binerek karşı kıyıya geçebileceklerini zannedenlerin akıbetini, sular yükseldiğinde ve kabardığında, tekrar göreceğiz.
Araştırmacı-Yazar
Mehmet Hüseyin Arslan

