| Yazı Sistemi | Ara Metinler Yazı Sistematiği |
|---|---|
| Yazarlık Yöntemi | Oluş Yazarlığı |
| Felsefi Fonksiyon | Oluş Hali |
| Tür | Köşe Yazısı |
| Seri | Köşe Yazıları |
| Multimedya |
🎧 Podcast: yok ▶️ Video: yok 🧠 Zihin Haritası: var 📄 PDF: yok |
| Üretim / Revizyon | 23 Ocak 2026 / - |
| Alıntı |
Alıntı: — |
İnsan düşünmeden edemiyor. Televizyon dünyasındaki parlak simaların bir bir “fuhuştan”, “uyuşturucudan”, “kara paradan” ve daha birçok “kirli suçtan” gözaltına alındığı bir medya düzeni içerisinde, “gerçekleri” bize acaba ne ölçüde doğru olarak aktarmışlardır? Patronlarının sözünden dışarı çıkamayan ve hatta özür Dilerek söylüyorum ki, yapmış oldukları iş içerisinde yükselebilmek için medya patronlarının “yataklarından geçen” birtakım kimseler ve “uyuşturucu bataklığına” insanları çeken, “kadınları kullanan” ve kadınların ekranlarda birer “cinsel obje” olarak konumlandırıp onların cazibelerini kullanımasını teşvik eden ve bunu yapmayı reddeden meslektaşlarını taciz ederek insanların ekmeği ile oynayan bu “ahlaksızlar”, acaba kaç defa bize “gerçek” hakkında doğruyu söylemişlerdir?
Parıltılı ekranlardaki bu arkadaşların “algı operasyonlarını” yönetmek için ne vaatler ile kandırıldığı ve bunun sonucunda ne çıkar elde ettiklerini, olayların iç yüzüne vakıf olmayan biri tabii ki yeterince bilemez ve idrak edemez. Ancak günyüzüne çıkan şeylerden öğreneceğimiz bir durum var ise, “medyanın” büyük ölçüde bize “istendik şeyleri” öğreten ve önemli bir “informal eğitim” ya da “propaganda aracı” olduğu gerçeğiyle bir kez daha yüzleşmemiş gerektiğidir. Kimsenin “özel hayatı” bir başkasını ilgilendirmediği gibi, “kamusal görevler” icra eden birtakım insanların bulundukları konumlarda tutunabilmek için yapmış oldukları “çirkince eylemler”, bizlere her defasında adeta nasıl bir “matriksin” içerisinde olduğumuzu hatırlamamız için önemli “işaret fişekleri” olarak gözükmelidir.
Kanal kanal dolaşan sözde akademisyenler ise belirli “gündemlerin” ve “söylemlerin” tasdik edicisi ve aynı zamanda “bilimselciliğin rahipleri” olarak karşımızda duruyorlar. Elbette ki onların akademi içerisindeki “çıkar odaklı” ve “gündelik kirli ilişkileri” bir başka konu. Sözün özü şu ki, “kamusal bir görev” üstlenen ve burada hayatını idame ettirecek ölçüde kazanç sağlayan insanların, birtakım “kısa ya da orta vadeli çıkarlar” için uzun vadede kendi “itibarlarını”, “meslek hayatlarını” ve “şerefleri ile namuslarını” kirletmesinin hiç “akıl kârı” bir iş olmadığını, ortaya saçılan “rezilliklerden” bir kez daha anlamış oluyoruz.
Araştırmacı-Yazar
Mehmet Hüseyin Arslan

