| Yazı Sistemi | Ara Metinler Yazı Sistematiği |
|---|---|
| Yazarlık Yöntemi | Oluş Yazarlığı |
| Felsefi Fonksiyon | Oluş Hali |
| Tür | Köşe Yazısı |
| Seri | Köşe Yazıları |
| Multimedya |
🎧 Podcast: yok ▶️ Video: yok 🧠 Zihin Haritası: var 📄 PDF: yok |
| Üretim / Revizyon | 23 Ocak 2026 / - |
| Alıntı |
Alıntı: — |
“Çalışma ahlakına” sahip olmayan insanlarla çalışmak gerçekten çoğu zaman oldukça yıpratıcı ve zor bir deneyim haline geliyor. Esasen böylesi durumlar içerisinde insan bu tür ortamlara maruz kaldıktan sonra, kendisine ayıracak pek bir vakti de bulamıyor. Dolayısıyla düşünceye, yazmaya ve herhangi bir hobi geliştirmeye dair enerjisi de kalmıyor. Sanki ruhunu sömürüyorlar insanın. Elbette ki pek çok düşünür ve sosyolog bunu direkt olarak bir “kapital eleştirisi” ile geçiştirebilir. Fakat “ahlakın” çok önemli bir şey olduğunu düşünüyorum. Hayatımızın her alanında “etikten” mutlaka faydalanmalıyız. İnsanlar ahlaksız olduğu zaman, dünyanın en güzel ve en ideal sistemini de getirseniz, o sistem pratik olarak çalışmayacaktır. Burada önemli olan “praksistir.” Önemli olan, ideal sistemin mükemmel bir şekilde uygulanabilmesi için insanın ahlaklı ve eğitimli olmasıdır. Sonuçta bunu pratik olarak uygulayacak olan yine insanın kendisidir.
Hayatın içerisinde bu durum içselleştirilmediği sürece, uygulamaların ve sürecin pek bir önemi kalmıyor. Ve çoğumuz ahlaksız insanlardan muzdaribiz. “Çalışma ahlakımız”, “eğitim ahlakımız”, “ilişki ahlakımız” ya yok denecek kadar az ya da oldukça sığ bir şekilde. İnsanlar profesyonel ve kurumsal düzeyde birbirleriyle ilişki kuramıyorlar. Kişisel olarak insanlar, saygılı bir şekilde, birbirleriyle iletişime geçemiyorlar. Ne yazık ki başkaları üzerinde “güç gösterisi” yapmaya, “otorite”sini dayatmaya, “unvan”nı ön plana çıkarmaya ve tüm bunların sonucunda baskı ile “tahakküm” kurmaya oldukça meraklı oluyorlar. Sıradan insanlardan bahsetmiyorum burada. Sakın ola ki kimse sıradan insanları göz önüne alarak toplumu eleştirmeye kalkmasın. Burada asıl büyük problem, toplumun “motor gücü” olduğunu iddia eden kimselerdir. Sıradan insanların çok daha başka sosyolojik sorunları var. Önce onları bir düzeltelim de ve bu insanlar doğru düzgün bir eğitim alabilsin, “Bilimsel” ve “felsefi” düşünme kapasitelerini artırsın da ondan sonra, eğer hâlâ ahlaksızlık devam ediyorsa, onları eleştirelim. Sıradan insanları eleştirmek kolaydır. Bunu herkes yapar. Fakat sıradan insanların sıradan olmasına ve öyle kalmasına müsebbip olan “ahlaksızlıkları” eleştirmek bence daha doğru bir yaklaşım olacaktır. En basit örnek olarak ele alalım kadınları. Hemen onlar üzerinde bir “muharrik-i efkar” fiiline girişelim. Çok sık eleştiriliyorlar. Çok sık bir şekilde zekalarından, düşünme kapasitelerine, felsefe kavrayışlarına ve bilimsel yeteneklerine kadar birçok konuda eleştirilerin odağı oluyorlar. Fakat tüm bunlar olurken kimse kadınların “sosyolojik problemlerini” konuşmuyor. Kimse, kadınlar madem zeka olarak erkeklerden daha geri, neden onların durumunu daha iyi bir hale getiremiyoruz diye düşünmeye yanaşmıyor. Yine kadınların durumlarını iyileştirmek için çoğu zaman yapılan girişimler sonuçsuz ya da eksik kalıyor ve sadece eleştiriyoruz. Evet, “eleştirmek” gereklidir. Fakat eleştiriler “yapıcı” da olmak zorundadır.
Dolayısıyla eleştirilerimiz aynı zamanda “Çözüm önerisi”ni de içermek zorundadır. Bunların eksik olduğu bir eleştiri sadece yargılamak olacaktır. Herhangi bir konu hakkında çözüm öneriniz olmayabilir. Çözüm yolunu bulamayabilirsiniz ve sadece eleştiriyorsunuzdur. Bu da ayrı bir konu. Fakat eleştirmek ve hiçbir şekilde çözüm bulmaya çabalamamak ise bambaşka bir şeydir. İçinde yaşamış olduğumuz şartları düşündüğümüzde, insanlar sizce neden geri kalıyorlar veya ne düzeyde akıllarını kullanabiliyorlar ki, ne düzeyde mantık yürütüyor ve ne düzey de felsefi ve bilimsel düşünme kapasitesine ve kabiliyetine sahip olsunlar. Süslü unvanlarla dolu insanlar konuşurken o kadar çok fazla gaf yapıyor ve “mantık safsatasına” düşüyorlar ki hayretler içerisinde kalıyor insan. Bu kişiler, topluma üsten bakan bir şekilde düşünerek, yapmış oldukları aptallıkları nasıl görmezden geliyor ya da göremiyorlar diye her defasında insan kendine sorup duruyor. Tüm bunların çözümünü nasıl bulacağız? İstediğimiz kadar “mükemmel bir sistem” tasarlayalım. Mükemmel bir sistem, insanlar ahlaklı olmadıktan sonra yürüyebilir mi? Ve emin olun, çoğu zaman bu ahlaksız insanlar, sıradan insanlar değiller.
Araştırmacı-Yazar
Mehmet Hüseyin Arslan

