Kavram günlüklerinde yer alan kavramlar, tamamlanmış düşünce kavramları değil; ileride kitaplar ve şayet gerekiyor ise külliyatlar hâlinde açımlanacak olan kurucu düşünce çekirdekleridir. Tanımlar kapatıcı ve açıklayıcı olmaktan ziyade, işlevsel ve konumlandırıcı olmaya çalışmaktadır. Kavramlar, yukarıdan aşağı bir sistemin ürünü değil, aşağıdan yukarı doğru kurulan bir düşünce mimarisinin parçalarıdır.
“Metodolojik
Yazarlık”, belirli
bir bilim alanında veya herhangi bir disiplinin içerisindeki mevcut olan
araştırma, gelenek, yöntem ve metotlarına uygun olarak, yahut o alanın
mantığına sadık olacak bir şekilde, yeni bir yöntem ve metotla araştırma
eserlerinin kaleme alınmasını ifade eden bir yazarlık yöntemi olarak ortaya
çıkmıştır. Bu yöntemde yazının temel belirleyicisi yazarın edebi üslubu ya da
kişisel ifadesi değildir. Burada belirleyici olan epistemik meşruiyet
olarak kullanılan yöntemin kendisidir. Metnin araştırma nesnesi ile
kurmuş olduğu ilişki, “yöntemsel
tutarlılık” ve “epistemik
bir çerçevenin” sonucu olarak şekillenmekte ve araştırma eseri
ortaya çıkmaktadır. “Metodolojik
yazarlık”, akademik yazarlıkla örtüşebileceği gibi akademik herhangi
bir zorunluluk taşımaz. Fakat buradaki akademik zorunluluk mevcut akademik
yayım süreçlerini ifade etmektedir. Bildiğiniz gibi akademik yazarlık, bilim
yahut incelemiş olduğu bir başka alan içerisinde epistemik meşruiyetini mevcut
araştırma yöntem ve metotlarından almaktadır. Fakat akademik yazarlığın kabul
etmiş olduğu epistemik öncüllerin zorunlu ontolojisi sadece akademik yazarlık
değildir. Dolayısıyla “metodolojik
Yazarlık”, bu ontolojik zorunluluğun dışında bir araştırma yazarlığı
yöntemi olarak ortaya çıkmıştır. Bu yöntemle yazılmış olan bir araştırma eseri,
akademik bir araştırmacı gibi üniversite ve hakemli dergi süreçleri içerisinde
yayınlanabileceği gibi, bağımsız araştırmacı olarak akademi dışı mecralarda
kitap olarak, dijital yayın veya açık erişim ve açık bilim platformlarında
yayınlanabilir. Fakat her ne kadar metodolojik yazarlıkla yazılmış olan bir
makalenin, kitabın ya da tezin teorik olarak akademik süreçler içerisinde
yayınlanabileceği kabul edilse de, pratikte bu durumun zor olduğu ve bunun
mevcut yayım süreçleri ve ilişkileri açısından böyle olduğu göz önünde
bulundurulmalıdır. Bu bağlamda “metodolojik
yazarlığı” ele alacak olursak, akademinin kullanmış olduğu
epistemolojik yöntemlere bağlı fakat ontolojik olarak akademiye bağlı olmayan
bir üretim biçimi olarak öne çıkmaktadır. Metodolojik yazarlık içerisinde esas
olan, araştırmanın dayanmış olduğu yöntemin açık biçimde tanımlanması,
kullanılan kavramların metodolojik bağlamda konumlandırılması ve ulaşılan
sonuçların bu yöntemle tutarlı bir şey şekilde gerekçelendirilmesidir.
Metodolojik yazarlık ile üretilmiş olan metinler, yazarın kişisel sezgilerinin
veya edebi üretkenliğinin değil, “araştırma
sorusunun”, “seçilen
yöntemin” ve “veriyle
kurulan ilişkinin” bir ürünü olarak ortaya çıkar. Bu nedenle
metodolojik yazarlık, yorum ve çıkarımların keyfi değil, “yöntemsel olarak meşru” olmasını
zorunlu kılmaktadır. Metodolojik yazarlık yöntemi ile Sosyal bilimler ve beşeri
bilimler gibi araştırma alanlarında ve disiplinlerarası çalışmalarda yöntem
temelli teorik üretimler yapılabilir.
“Teorik üretimin” dışında doğa bilimleri gibi alanlar için
teoride metodolojik yazarlık mümkün olabilse de, bu alandaki araştırmalar büyük
AR-GE çalışmaları ve laboratuvar desteği gerektirdiği için, her ne kadar
metodolojik yazarlık doğa bilimleri için de uygun olarak görülse de, bu alanda
herhangi bir eser ortaya koyabilmek pratik açıdan oldukça zordur. Belki de bu
alanla ilgili meta çalışmalar yapılabilir ya da bağımsız olarak büyük AR-GE
çalışmalarını ve laboratuvar desteğini karşılayabilecek bir konumda olan yazar
kendi kaynak gücü ile metodolojik yazarlığı uygulayabilir. Fakat tekraren ifade
edilmesi gerekir ki, bu durum, pratik olarak uygulanması çok zor bir durumdur.
Metodolojik yazarlıkla yazılmış olan eserlerde yazar, bir düşünür ya da
denemeci gibi değil, “araştırmacı” gibi konumlanır.
Ancak bu konumlanma yazarın akademik statü, unvan ya da kurumsal bağlılık
zorunluluğu ile şekillenmez. Buradaki belirleyici unsur, yazarın bağlı olmuş
olduğu “yöntemsel disiplin”dir ve meşruiyet de tam olarak bu epistemik
çerçeveden ileri gelmektedir. “Metodolojik yazarlık”, “kavramsallaştırma
yazarlığından” bu noktada ayrılmaktadır. Kavramsallaştırma
yazarlığı yeni kavramların ve yöntemlerin üretimine odaklanmış iken,
metodolojik yazarlık mevcut bir bilimsel ya da felsefi yöntemin uygulanmasına
dayanır. Kavramsallaştırma yazarlığı sırasında yazar bir yöntem üretici
konumundayken, metodolojik yazarlık yöntemi ile bu yöntemi kullanan, test eden
ve sonuç üreten bir konumdadır. Bununla birlikte bu iki yöntemin birbirini
tamamen dışladığını da söyleyemeyiz. Metodolojik yazarlık, kavramsallaştırma
yazarlığı ile geliştirilen bir yöntemin araştırma eserleri yoluyla
somutlaştırılmasını da mümkün kılmaktadır. Ancak öncesinde de belirtildiği
gibi, bu uygulama ilgili alanın epistemik mantığına uygun bir şekilde
geliştirilmiş bir yöntem ile yapılmalıdır. Kısacası bir metodolog değilseniz ve
farklı bir araştırma yöntemi geliştirmemiş iseniz doğrudan keyfi olarak bir
yöntem icat ederek bunu uygulayamazsınız. Pratik olarak insanların çoğu da
metodolog olmadığı için bu zaten başarılması zor bir durumdur. Metodolojik
yazarlık yöntemi farklı yazı sistematikleri ile birlikte kullanılabileceği
gibi, bu sistematiklerin seçimi metnin araştırma niteliğini zayıflatmayacak bir
biçimde seçilmelidir. Örnek olarak “fikir
günlükleri yazı sistematiği” ile yazılmış olan bir metin,
metodolojik yazarlık kapsamında akademik bir araştırmaya dönüşebilir elbette
ki. Fakat burada yazılmış olan metnin metodolojik bir araştırma metnine uygun
olması gerekmektedir. Yazı sistematikleri edebi formlardan bağımsız olduğu gibi,
uygulanacak yazarlık yönteminin yöntemsel gerekliliklerini karşılamalı ve
uygulanan yazarlık yöntemi ile çelişmeyerek tutarlı olmak zorundadır. Buna
karşılık “ara metinler yazı sistematiği” gibi farklı yazı
sistematikleri ise metodolojik yazarlık için doğası gereği sınırlı bir uyum
taşımaktadır. Çünkü metodolojik yazarlık ile yazılacak olan metinler, parçalı
ve bağlamsal değil, “yöntemsel bütünlük” talep
etmektedir.
Son olarak, metodolojik yazarlık, bir bilim ya da
disiplinin yöntemlerine sadık kalarak akademinin dışında bir zeminde bağımsız
araştırma üretimini mümkün kılan bir yazarlık yöntemidir. Bu yöntem,
araştırmayı kurumsal yapılardan ayırdığı gibi, yöntemin ciddiyetinden ve
tutarlılığından bilimsel ve felsefi meşruiyet gereği asla ödün vermez.
Metodolojik yazarlık, bağımsız araştırmacıların bilgi üretimini kendi ontolojik
ve entelektüel sorumluluğu altında sürdürmesini sağlayan temel araştırma
yazarlığı biçimlerinden biri olarak ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda bu araştırma
yazarlığı epistemik meşruiyetini mevcut olan bilimsel ve felsefi araştırma
epistemolojisinden almaktadır. Burada bu epistemolojik öncülerin zorunlu olarak
ontolojik karşılığının sadece akademik yazarlık olmadığını herkese açık bir
şekilde göstermektedir. Bağımsız bir araştırmacı, metodolojik yazarlık yoluyla
epistemik meşruiyetini kurumsal bir unvan veya akademik bir statüye dayanarak
değil, doğrudan kullanmış olduğu yöntemin ilgili disiplinine ve bilimsel geleneğin
epistemik mantığına sadık kalarak sağlamaktadır. Bu süreçte meşruiyetin temel
kaynağı yazarın kişisel ifadesi değil, “araştırmanın yöntemle olan
sarsılmaz bağıdır”. Metodolojik yazarlık, bilgi üretimini akademik
kurumların tekelinden çıkararak bilimsel disiplini bireysel bir sorumluluk
haline getirmektedir. “Yöntem odaklı” bir araştırma
ve yazım biçimidir. Bu yöntem, yazarın edebi yeteneğinden ziyade seçilen
araştırmanın ve yöntemin epistemik mantığı çerçevesinde verilerle kurulan
tutarlı ilişkiye dayanmaktadır. Yöntem, kurumsal yapılardan bağımsız olsa dahi
bilimsel ve felsefi meşruiyetten ve ciddiyetten ödün veremez. Akademi dışındaki
üretimin keyfilikten kurtularak yöntemsel bir meşruiyet kazanabilmesi amacıyla
tasarlanmıştır. Dolayısıyla geleneksel olarak bilimsel ve felsefi bilginin
sadece üniversite duvarları içinde öğretileceği algısını yıkan bu araştırma
yazarlığı yöntemi, mevcut araştırma epistemik öncüllerinin zorunlu karşılığının
sadece akademik yazarlık olmadığını gösterdiği gibi, araştırma eserlerinin
meşruiyetinin bizatihi “bilimsel ve felsefi yöntem” ve “araştırma
epistemolojisi” olduğunu ısrarla vurgulamaktadır. Metodolojik
yazarlık ile üretilmiş olan eserler dijital yayınlar ve bağımsız kitaplar
yoluyla yayılabileceği gibi, bu sayede bilginin yayılım hızı ve etkisi
artabilir. Burada önemli olan yazarın üslubu değil, “yöntemin
merkezde olmasıdır”. Bilginin ve araştırma sürecinin epistemik
meşruiyet çerçevesinde yöntemsel hale getirilerek kişisel önyargılardan
ayrıştırılması, araştırmanın varsayımlarla ve zanlarla domine edilmesini
engelleyecektir. Metodolojik yazarlık, özellikle sosyal ve beşeri bilimlerde
akademiye hapsedilmiş olan bilgiyi özgürleştirebilecek, bağımsız araştırmacıya
epistemolojik bir meşruiyet kazandırabilecek “devrimsel bir
potansiyel” taşımaktadır. Bilginin doğruluğunu burada kurumun
mührüne değil, “yöntemin tutarlılığına” devreden bu
yaklaşımın modern bilgi üretiminde yeni bir dönemin başlangıcı olacağını
düşünüyorum.
Yöntemsel not: Bu günlükte anlatılan kavram, aşağıdan yukarıya doğru kurulan bir düşünce mimarisinin parçasıdır. Dolayısıyla buradaki kavram tanımı, nihai bir hüküm olarak görülmemeli; düşünce sistematiği içerisinde bir konumlandırma ve işlev belirlemesi olarak algılanmalıdır.
Araştırmacı-Yazar
Mehmet Hüseyin Arslan
Yazının Kavram ve Zihin Haritası